Gençlerimizin problem çözme ve eleştirel düşünme yetkinliklerine yatırım yapılmadığı için teknolojinin şekillendirdiği bir dünyada ülke olarak rekabet gücümüz azalıyor. İnovasyonlar, katma değerli projeler ve istihdam yaratan yeni girişimlere imza atabilmek için erken çocukluktan itibaren tüm genç nüfusumuza en gelişmiş eğitim imkanlarını sunmak zorundayız. Ülkemizin gelecekteki refah düzeyini artırmak için tüm toplum elele vererek geniş çaplı bir eğitim seferberliği başlatmalıyız. Bireylerin potansiyelini ortaya çıkaran, sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayan ve dünyada söz sahibi bir nesil yetiştirmek için geleceği bugünden inşa etmeliyiz.
Eğitimde dönüşüm için 360 derece bakış açısına ihtiyacımız var
Ülkemizin eğitim sisteminin farklı ögelerine odaklanmak amacıyla TÜSİAD’ın desteğiyle hazırladığımız yazı dizisinde geçtiğimiz haftalarda ” Eğitimde Dönüşüm için Yetkinlik Odaklı Eğitim Politikaları, Güncel İhtiyaçlara Yanıt Veren Esnek ve Yenilikçi Müfredatlar, Herkes için Eşit Eğitim Fırsatları: Adil ve Kapsayıcı Bir Eğitim Sistemi, Yapay Zeka ve Dijital Dönüşüm Çağında Eğitim, Nitelikli İşgücünün Anahtarı ve Meslek Liselerinde Yeni Vizyon, Geniş Kapsamlı Erken Çocukluk Eğitim Programlarıyla Geleceğe Yatırım ve Öğretmenlerin İyi Olma Hali” konularını ele aldık. Eğitim alanında önde gelen uzmanların görüşlerini ve araştırmalarından verilerini paylaştığımız bu haftalar boyunca, çeşitli çözüm önerileri sunduk. Bu haftaki yazıda ise bir kez daha bu konu başlıklarına topluca değinmeyi diliyoruz.
“Gençlerin Geleceğe Hazırlanması için Toplumun Tüm Paydaşlarının İş Birliği Gerekli”
Ebru DİCLE / TÜSİAD Genel Sekreteri
Eğitim hem bireylerin hem de ülkemizin potansiyelini hayata geçirmenin ve gelişmiş ülkeler arasında yer alma hedefimizin öncelikli yolu. TÜSİAD olarak bu yaklaşımla herkes için nitelikli, çağdaş ve erişilebilir bir eğitimin önemini kapsamlı çalışmalar ile uzun yıllardır vurguluyoruz. Eğitimin farklı boyutlarına yönelik raporların yanı sıra TÜSİAD’ın 50. yılı vesilesiyle 2021 yılında hazırlanan “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” raporumuzda, kalkınmamızın dayanması gereken üç temel unsuru şöyle sıralamıştık: “İnsani gelişme ve yetkinleşme”; “bilimsel ve teknolojik gelişme” ve “her alanda güvenilir ve kapsayıcı kurumlar ve kurallar”. İşte eğitim, bu üç temel unsurun kesişim noktasında yer alıyor.
İçinde bulunduğumuz çağda teknolojik, ekolojik ve demografik dönüşümler ve çoklu krizleri beraber yaşıyoruz. Gerek çalışma hayatında gerekse toplumsal yaşamda değişimlere hızla adapte olmak, zorlukların üstesinden gelmek ve yeniliklerden en etkin şekilde faydalanmak için bireylerin tüm farkındalığı, bilgi ve becerileriyle geleceğe hazır olması gerekiyor.
Nitekim yapay zeka ve teknoloji çağında ülkelerin eğitim sistemlerini yeniden değerlendirdiği bir dönemden geçiyoruz. Nitelikli eğitim ile potansiyelini en üst düzeyde gerçekleştirebilen bireyler hem kendisinin hem de çevresinin, toplumun, ülkesinin ve dünyanın gelişimine katkı sunabilir. Ülkemizi ekonomik, toplumsal ve demokratik gelişmişlik bakımından en ileri seviyeye taşımak için eğitimi en önemli kaldıraç olarak değerlendirmeliyiz.
8 hafta boyunca sürdürdüğümüz yazı dizisinde ele aldığımız konularda bu kapsamdaki ihtiyaçların altını çizmeye gayret ettik. Kısa başlıklarla özetlemek gerekirse:
▶ Eğitime ayrılan kaynağın artırılması önceliklidir. Eğitime ayrılan her kaynak, misliyle topluma geri döner. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin merkezi bütçeden aldığı payı artırmalı; her eğitim kademesinde öğrenci başına yapılan kamu harcamalarını OECD ortalamasına yükseltmeliyiz.
▶ Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması gerekiyor. Çocukların gereken yetkinlikleri kazanabilmesi için en verimli dönem okul öncesi. İlkokul öncesinde bir yıl zorunlu olmak üzere, daha erken yaşlar için de kademeli olarak zorunluluk kapsamını genişletmeliyiz.
▶ Öğretmenlik mesleğinin itibarının korunması ve artırılması sağlanmalı. Daha iyi özlük hakları, çalışma koşulları ve gelişim fırsatlarıyla öğretmenlik mesleğini daha cazip hale getirmeli, en iyi adayları mesleğe kazandırmalıyız.
▶ Mesleki ve teknik eğitimi günün koşullarına ve çağın aranan niteliklerine uygun biçimde dönüştürmeliyiz. Okul-sanayi-akademi iş birliğiyle mevcut ve gelecekteki işgücünün becerilerine yatırımı sürekli kılmalıyız. Yükseköğrenimde niteliği yükselterek, üniversitelerin bilimsel araştırma kapasitesini ve inovasyona katkısını, gerekli kaynaklar ve sanayi iş birlikleri ile güçlendirmeliyiz.
▶ Yüz yüze eğitimi tamamlayıcı olarak, dijital teknolojiler ve yapay zeka eğitim süreçlerine daha çok dahil edilmeli. STEM+A (Fen, Teknoloji, Mühendislik, Matematik + Sanat) eğitim yaklaşımını müfredata entegre etmeli, yeni nesil teknoloji odaklı örgün ve yaygın eğitim programlarını yaygınlaştırmalıyız. Toplumda dijital okuryazarlığı artırmalıyız.
▶ Bir yandan eğitimde kaliteyi artırmaya odaklanırken diğer yandan nitelikli insan kaynağını beyin göçü ile kaybetmemek için gençlere potansiyellerini ülkemizde gerçekleştirebilecekleri ortamı sağlamalıyız. Bu bağlamda eğitimi, liyakatı, ekonomik gelişimi ve özgürlükleri daima birlikte düşünmeliyiz.
▶ Eğitimde kapsayıcılığı cinsiyet, sosyo ekonomik ve bölgesel farklılıklar açısından sürekli veri odaklı izlemeli; Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında eğitimi yeniden tüm bireyler için fırsat eşitliğinin en önemli dayanağı haline getirmeliyiz.
▶ Cumhuriyetimizin temel kazanımlarından olan akla ve bilimsel düşünceye dayalı, çağdaş ve fırsat eşitliği odaklı eğitim anlayışını yol gösterici olarak hayata geçirmeliyiz.
▶ Gençlerin geleceğe hazırlanması için toplumun tüm paydaşlarının iş birliği olmazsa olmaz. Kamu, özel sektör, sivil toplum ve akademi olarak ortak hedefler ve iş birlikleriyle hareket etmeliyiz.
Ülkemizde temel becerilerde yetkin, dijital ve teknik becerileri güçlü, yabancı dile hâkim, sosyal becerileri gelişmiş, doğaya duyarlı, analitik, yaratıcı, eleştirel, disiplinler arası düşünebilen ve hayat boyu öğrenme becerisi olan bireyler yetiştirmek geleceğe hazırlık için kritik önem taşıyor. Genç nesillerimiz ancak nitelikli bir eğitimle ülkemizi küresel yarışta ileriye taşıyabilecektir.
1-EĞİTİM ZİNCİRİNİN İLK HALKASI: GÜÇLÜ VELİ-OKUL İLİŞKİSİ
Hasan Deniz / AÇEV Kurumsal İşbirlikleri ve Savunu Direktörü
Eğitim süreci ailede başladığı ve çocukları öncelikli olarak ebeveynleri etkilediği için, ailelere rehberlik edecek bilinçlendirme programlarıyla önemli engeller aşılabilir. Okullardaki seminerler, rehberlik hizmetleri ve eğitim programları aracılığıyla velilerin çocuklarının ihtiyaçlarını daha iyi anlamalarına yardımcı olunabilir. Özellikle kırsal kesimlerde ve dezavantajlı bölgelerde bu tür eğitimler aracılığıyla, velilerin çocuklarının kişisel ve sosyal beceriler kazanmalarına destek olmaları sağlanabilir.
Aile içinde eğitim kültürünün desteklenmesi, öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimine katkıda bulunabilir. Rehber öğretmenler aracılığıyla velilerin, kız çocuklarının eğitimi, eğitime devamlılığın önemi ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konulardaki önyargılarının kırılması için çalışılmalar yapılabilir. Bu çalışmalar, öğrencilerin akademik ve sosyal iyi olma haline katkılar sağlayabilir. Ayrıca, kamunun ya da özel sektörün organize edeceği ücretsiz eğitim programlarıyla velilere hem temel dijital beceriler kazandırılabilir hem de geleceğin meslekleri hakkında bilgi verilebilir. Böylece, velilerin çocuklarının eğitim ve kariyer süreçlerine daha bilinçli destek olmaları sağlanabilir.
Çocuk gelişimi üzerine önemli araştırmaları olan psikolog ve eğitim bilimci Urie Bronfenbrenner’in ekolojik sistemler kuramı, çocuğun çok yönlü gelişiminde etkili olan çeşitli sistemlere dikkat çeker. Bu sistemlerin merkezinde yer alan ebeveynler, diğer sistemleri de dönüştürme gücüne sahiptir. Bu etkinin olumlu şekillerde gerçekleşmesi için de en önemli fırsatlardan biri, güçlü okul-aile iş birliği modelleridir. Okul öncesi ve ilkokuldan itibaren eğitim kurumları ile ebeveynler arasında etkili işbirlikleri kurulması, çocukların çok yönlü gelişimini destekler.
Ancak ülkemizde bu potansiyeli tam anlamıyla değerlendiren kapsamlı okul-aile iş birliği modelleri bulunmamaktadır. Araştırmalarda aile katılımının; okul-ev iletişimi, evde öğretim etkinliklerine katılım ve karar verme süreçlerine katılım gibi boyutları vurgulanmaktadır. Çocukların gelişimi, eğitimi ve iyi olma halleri açısından anne ve babaların destekleyici tutumları, yakın ilişkiler kurmaları ve birlikte zaman geçirmeleri de çok önemlidir. Bu bağlamda, ebeveynlerin çocuklarının gelişiminde eşit derecede aktif rol alabilmeleri için uygun bilgi ve becerilerle donatılmaları da gereklidir.
Çocukların yaş gruplarına uygun ebeveynlik eğitimleri, özellikle babaları da kapsayacak şekilde planlanmalıdır, çünkü babaların aktif katılımı çocukların gelişimi açısından özel bir önem taşır. Çocukluktan ergenliğe geçişte, erken yıllardan itibaren kurulan yakın ilişkiler çocuklar için güçlü bir dayanak oluşturur. Ebeveynler bilhassa da ergenlik ve gençlik dönemlerinde bu yakın ve güçlü ilişkileri korurken bir yandan da gençlerin özerkliklerini desteklemeli, kararlarına saygı göstermelidir. Böylece ebeveynler bir taraftan gençlerin kendilerine yeter hale gelmeleri, kapasitelerini ortaya çıkarmaları için özerk benliklerini desteklerken bir taraftan da yakınlık ve duygusal bağlarını korumak için önemli bir ortam yaratmış olurlar.
2- 21. YÜZYIL YETKİNLİKLERİYLE MESLEKLERİN GELECEĞİNE HAZIRLIK: YAPAY ZEKA KULLANIMI, BÜYÜK VERİ ANALİTİĞİ VE SİBER GÜVENLİK BECERİLERİ
Prof. Dr. Esra Durceylan Kaygusuz/ TÜSİAD-Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu (REF) Direktörü
Yapay zekanın geniş bir kitleye sunulmasından sonra iş dünyasında yaşanan değişimlerin ilk etkilerini Future of Jobs 2025 raporuyla gözlemledik. Raporda, teknolojik dönüşümler meslekleri en çok etkileyen faktörler arasında yer alsa da yöneticiler, jeopolitik ayrışmaların, değişen demografik yapının, azalan ekonomik büyümenin, artan yaşam maliyetlerinin, iklim değişikliğinin ve yeşil dönüşümün etkilerinin de oldukça derin olacağını öngörüyor. Bilişsel ve sosyal beceriler, en önemli yetkinlikler arasındaki yerini korurken sürdürülebilir çözümler üretebilme kapasitesi de öne çıkan becerilerden biri oldu. En hızlı değer kazanan beceriler ise yapay zeka kullanımı, büyük veri analitiği ve siber güvenlik olarak dikkat çekiyor. Rutin mesleklerde azalma görülürken teknoloji ve dijital okuryazarlık becerileri gerektiren işler hızla artan talep ile öne çıkıyor.
Rapor, 2030 yılına kadar emek piyasasında yaşanacak değişimlere karşı yöneticilerin nasıl hazırlandığını da sorguluyor. Yöneticilerin çoğunluğu, çalışanlarının becerilerini geliştirmeyi veya yeni beceriler kazanmalarını sağlamayı iç finansman ile desteklemeyi planlıyor. Ancak, bu değişim karşısında karşılaşılan en büyük engel, işgücü havuzunun küçülmesi olarak görülüyor. Türkiye’deki yöneticiler, çalışanlarının becerilerinin %44’ünün geçerliliğini yitireceğini dünya ortalamasının çok üzerinde bir ortalama ile öngörürken, yetenek havuzunun bu beceri boşluklarını dolduramayacak kadar küçüleceğini de tahmin ediyorlar. Bu nedenle, politika yapıcılardan öncelikli olarak temel eğitimin güçlendirilmesini ve çalışma hayatını ilgilendiren mevzuatta önemli değişiklikler yapılmasını talep ediyorlar.
3- EĞİTİM POLİTİKALARI YÖNETİMİ: EĞİTİM EKOSİSTEMİNDE ETKİ VE İZLEME
Suat Kardaş / InCommon Kurucu Ortak
Politika ve program yönetiminde en temel gereklilik, mantıklı ve tutarlı bir çerçeveye sahip olmaktır. Tasarlanan ve uygulanan her politika, program veya strateji, yanıt verdiği ihtiyacı, bu ihtiyacı gidermek için hedeflenen değişimleri, bu değişimlere ulaşmak için yapılacak faaliyetleri ve elde edilen sonuçların nasıl izleneceğini açık bir şekilde tanımlamalıdır. Ancak, Türkiye’de – özellikle eğitim alanında – çocuklar ve gençlere yönelik politikalar bu tür bir mantıksal kurguyu çoğu zaman izlememektedir.
Türkiye, dünyanın en büyük eğitim ekosistemlerinden birine sahiptir. Okul öncesinden lise sonuna kadar yaklaşık 75 bin okul, 18 milyon öğrenci, 1.1 milyon öğretmen ve milyonlarca veliden oluşan bu sistemde kamu, özel sektör ve sivil toplum her yıl onlarca yeni politika ve program geliştirmektedir. Bu girişimlerin tamamı, çocukların ve gençlerin daha kaliteli bir eğitim almasını amaçlamakta ve büyük miktarda kamu ve özel sektör kaynağı bu doğrultuda tahsis edilmektedir. Ancak, söz konusu politikaların etkin bir yönetim sunabilmesi beklenen sonuçlara varabilmesi sağlam bir mantıksal çerçeveye dayanmalarını gerektirmektedir. Mantıksal çerçevenin en kritik bileşeni ise etki değerlendirmedir.
Politika ve programların hayata geçirildikten sonra sistematik bir şekilde izlenmesi, hedeflenen değişimlerin ne ölçüde gerçekleştiğinin değerlendirilmesi ve çalışan ya da çalışmayan yönlerin belirlenmesi büyük önem taşır. İzleme ve değerlendirme süreçlerinden elde edilen verilerin, mevcut politika ve programların iyileştirilmesinde kullanılması kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması açısından kritik önemdedir. Sosyal alanda kolektif akla dayalı çözümler geliştirmek üzere yola çıkan InCommon, etki ve içgörü araştırması yaklaşımlarını yaratıcı bir şekilde entegre eden yaklaşımıyla hem politika ve programların geçmişe dair etkisini analiz etmekte hem de programların sürdürülebilirliği için kurumlara içgörüler sunmaktadır.
4-EĞİTİM VE MÜFREDAT: ÖĞRENEN ODAKLI ÖĞRENME ORTAMLARI
Prof. Dr. Güray Erkol / Sağlık ve Eğitim Vakfı Genel Müdürü
Güncel araştırmalar ve PISA sonuçları; öğrencilerin beceri seviyelerinin gerilediğini, yeni bilgi ve teknoloji üretme yetkinliklerinin düştüğünü, bu potansiyeli oluşturan insan kaynağının her geçen gün azaldığını ortaya koyuyor. Tüm bunlar olurken yeni müfredatın beceri ve yetkinlik gelişimi niyetiyle hazırlanmış olması olumludur. Diğer yandan, müfredatın hazırlanması ve uygulanmasıyla ilgili eleştiriler de önemlidir.
Yeni müfredatın öncelikle bir ihtiyaç analizi ile tasarlanması ve sistem düşüncesi yaklaşımıyla tüm toplumun, kamu, sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, okul liderleri, öğretmenler, veliler ve en önemlisi öğrencilerin katılımıyla geliştirilmesi, daha kapsayıcı olması ve zamana yayılması beklenirdi. Okulların ve öğretmenlerin yeterli hazır bulunuşluğu olmadan uygulamaya geçilmesinin ortaya çıkardığı zorluklar, kamuoyu, veli ve öğrencilerin endişeleriyle de birleşince tartışma zemini içerikten şekle kaydı.
Pilot uygulama sürerken okullar ve öğretmenler uyumlanma çalışmalarına devam ediyor. Ancak müfredat değişikliğinin başarılı olması için en önemli şart olan toplumsal mutabakat henüz tam kurulamadı. Müfredatın gençler üzerindeki etkilerini en erken 5-10 yıl sonra görmeye başlayacağız. Asıl tartışmamız gereken beceri temelli yeni müfredatın vaadi ve değer önerisidir. Bu değişikliğin etkilerini ve sonuçlarını takip etmek her yurttaşın görevi olmalıdır. Güncel araştırma ve modern eğitim uygulamalarıyla beslenen; toplumların, dünyanın ve işin geleceğini görerek, müfredatı öğrenci için bütünsel gelişim ve beceri temelli uygulayan okullarımız vardır. Önemli olan bu örnekleri çoğaltmak ve okulların tümüne yayabilmektir. Sadece müfredatın değişimi ile beceri gelişiminin istenen düzeyde sağlanması da mümkün değildir.
Öğrenme ortamlarının öğrenen odaklı tasarımı ve araçların etkin kullanımını, dolayısıyla eğitime yatırım yapmayı gerektirir. Ayrıca bizim gençlere rağmen onlar için bir şey yapmamız mümkün değil. Bütün eğitim tasarımlarımıza bu gençleri dahil etmemiz gerekir. Müfredatı da o yüzden esnek bir şekilde onlarla planlayıp, onlara umut verici bir eğitim ortamı sunmalıyız. Onlara rağmen değil, onlarla yol almalıyız.
Sağlık ve Eğitim Vakfı olarak kendi araştırma departmanımızla hazırladığımız eğitim raporlarıyla veriye dayalı olarak bugünü anlamaya ve geleceği öngörmeye çalışıyoruz. Öğrenen organizasyon olarak okullara dönüşmek için okul toplumumuzla bir araya geliyoruz, öğretmenlerimizin geleceğin eğitimini inşa etmelerini desteklemek için programlar yürütüyoruz. Elde ettiğimiz iyi sonuçları ülkemizle paylaşmayı, yaymayı ve dönüşümün parçası olmayı sorumluluk olarak görüyoruz.
5- EĞİTİM VE ÖĞRETMENLER: BİLGİ ÇAĞINDA ÖĞRETMEN EĞİTİMİ
Prof. Dr. Mustafa Özcan / MEF Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı
Daha iyi bir dünya kurmak için çocuklarımız bilgili ve becerili olmalıdır. Dünya ile konuşmalı, dünya ile çalışmalı ve gerekirse dünya ile yarışmalıdır. Çocuklarımız ulusa ve insanlığa katkı sağlayacak kadar yetkin ama aynı zamanda dünyanın örnek alacağı kadar iyi olmalıdır. Çocuklarımızı yetkin ve erdemli kılacak nitelikler genlerine kodlanmamıştır. Daha iyi bir dünya için en kestirme ve en güvenli yol iyi bir eğitimdir. Her çocuk engin bir potansiyelle doğar. Irkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini ne olursa olsun her çocuk bilginin, sevginin, sanatın, sporun, yaratıcılığın, ulusa ve insanlığa hizmetin kaynağıdır. Yapmamız gereken o potansiyeli geliştirecek, ulusun ve insanlığın hizmetine sunacak iyi bir eğitimdir. Çocuklar daha fazla ve daha iyi öğrenmeden, daha dürüst ve erdemli olmadan, daha iyi bir dünya kurulamaz.
Modern toplumda saygınlığın, gücün ve servetin kaynağı iyi bir eğitimdir. Söz konusu eğitimse asıl olan öğretmendir. Her türlü teknolojik gelişmeye, yapay zekaya, online eğitime vb. gelişmelere rağmen okul hala en önemli eğitim kurumudur. İyi okul iyi öğretmen demektir. Hiçbir okul öğretmenlerinden daha iyi olamaz. Bilgi Çağı, küreselleşme ve özellikle de dijital teknoloji hayatın her alanını olduğu gibi eğitimi de derinden etkilemiştir. Yeni Çağ yeni bir müfredatı, yeni yöntemleri ve elbette ki daha nitelikli yeni bir öğretmeni zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de öğretmen eğitiminin ana kaynağı olan mevcut eğitim fakülteleri 1982’de kurulmuştur. 1982’den bu yana geçen 43 yıl içinde dünya “kırk defa değişti” ama ülkemizdeki eğitim fakülteleri hiç değişmedi. 1982’de öğretmen eğitiminin yüzde 50’si alan, yüzde 30’u meslek, yüzde 20’si de genel kültür derslerinden oluşmaktaydı. Bugün de hala aynıdır.
1982’de henüz Bilgi Çağı bile başlamamıştı. Google, email, youtube, dijital veri tabanları, sosyal medya ve interaktif online eğitim yoktu. Bilgi Çağı çocuklarını eğitecek yeni öğretmenleri yetiştirmek için öğretmen eğitimini yeniden yapılandırmak zorundayız. Öğretmen eğitimi tezli yüksek lisans düzeyinde olmalıdır. Finlandiya’da 1978’den bu yana öğretmen eğitimi alanda tezli yüksek lisans düzeyindedir. Benzer uygulamaları Hollanda’da, Almanya’da, Japonya’da, Güney Kore’de ve Amerika’da Berkley ve Stanford gibi üniversitelerde görmek mümkündür. Öğretmen eğitimi, OKULDA ÜNİVERSİTE (TÜSİAD, “Okulda Üniveriste: Türkiye’de Öğretmen Eğitimini Yeniden Yapılandırmak İçin Bir Model Önerisi”, 2013) modelinde önerildiği gibi üniversite ve okul iş birliğiyle gerçekleştirilmelidir.
Eğitim fakültesi öğretim üyeleri en az üç yıl öğretmenlik yapmış olmalı ve periyodik olarak K-12 deneyimlerini yenilemelidir. Öğretmen adayları iki yıl boyunca deneyimli mentor öğretmenlerin sınıflarında staj yapmalıdır. Öğretmen eğitimini yeniden yapılandırmak için önce Bilgi Çağında öğretmen nasıl olmalı sorusuna cevap vermemiz gerekir. Bu soruya verilecek cevabın ışığında eğitim fakültelerinin programı, yöntem, stajları vb. boyutları yeniden yapılandırılmalıdır. Bu çağda öğretmenin sahip olması gereken temel nitelikler şöyle özetlenebilir:
ÖĞRETMEN:
(1) Ne öğreteceğini çok iyi bilmeli, kendi alanında uzman olmalıdır.
(2) Nasıl öğreteceğini bilmeli, çok farklı yöntemler kullanabilmelidir.
(3) Kime öğreteceğini bilmeli, öğrenciyi her yönüyle tanımalıdır.
(4) Niçin öğreteceğini bilmeli, öğrencilerini ulaştırmak istediği başarı düzeyine ilişkin bir vizyonu olmalıdır.
(5) Eğitimin sosyal, kültürel ve ekonomik temellerini bilmeli, ülkesini ve dünyayı tanımalıdır.
(6) Kendisini sürekli yenilemeli, araştırma yapabilmeli, mevcut araştırmalardan yararlanabilmeli ve dijital teknolojiyi kullanabilmelidir.
(7) Öğrencilerine eşit davranmalı, dürüst ve adil olmalı, ayrımcılık yapmamalı, demokrat ve çevreci olmalıdır.