Bakalım AK Parti hükümeti, Cumhur İttifakı içindeki küçük ortağı MHP ile birlikte başlattığı “PKK elebaşı Öcalan teması” üzerinden Suriye’deki PYD-YPG yapılanmasına bir çözüm bulabilecek mi? 2025’in en keskin soru işareti de bu olsa gerek...
Yeni yıl, yeni umut olarak algılanır sıkça; Ancak dünyanın pek çok yerinde insanlar umudu unutmuş durumda.
Gazze bunların başında geliyor; İsrail’in soykırıma varan operasyonları ile yerle yeksan hale gelen Gazze’de Filistinliler tüm dünyanın gözü önünde yaşam savaşı veriyorlar. Batı Şeria’da da farklı bir yöntem izliyor İsrail Filistin meselesini toptan toprağa gömebilmek için; Yahudi yerleşimler üzerinden Batı Şeria’daki Filistin nüfusunu mahalle mahalle, kimi yerde ev ev birbirinden ayırıyor. Amaç bir halkı topraksız bırakıp, İsrail içinde azınlık durumuna düşürmek elbette…
Türkiye ise, Suriye’de yaşananlar nedeniyle Filistin meselesini pek konuşmaz oldu son dönemde. 1 Ocak’ta ”adet yerini bulsun” kabilinden gerçekleşen İstanbul’daki yürüyüş bir tarafa, Gazze’ye ilişkin haberler artık pek haber bile olmuyor Türkiye medyasında.
SURİYE’DE HAMİLİK SIKINTILI SÜREÇ
Suriye’de Aralık ayında el değiştiren iktidar da Türkiye’nin 2025’teki zor meselelerinden biri olacak gibi duruyor. Meselenin karmaşıklığı Şam’da kontrolü ele geçiren HTŞ konusunda AK Parti hükümetinin bile ortak bir mesajda buluşamamasına neden olmuş durumda; İktidarın bir kesimi HTŞ’nin Esad rejimine karşı zaferini AK Parti hanesine yazan açıklamalara devam ederken, diğer kesim daha temkinli durma eğiliminde.
Yine de MİT Başkanı Kalın’ın Emevi Camisi’nde kıldığı namaz ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın HTŞ lideriyle Kasyun tepesinden Şam’ı izlerken verdiği fotoğraf üzerinden AK Parti hükümeti Şam’da yeni düzenin “hamisi” pozuna bürünmüş durumda olduğunu söylemek mümkün. Ancak çok sıkıntılı bir “hamilik” bu; HTŞ hala küresel anlamda resmen “terör örgütü” sıfatı taşıyor. Bu örgütün bundan sonra yapacağı olası her yanlışın “haminin” listesine de yazılacağı kesin.
Batı kamuoyunda aşırı dinci örgütleri birbirinden ayıracak bir bilinç yok; Kimse El Kaide, El Nusra, Taliban, HTŞ ya da Suriye’de adları farklı onlarca fraksiyonu birbirinden ayıracak kadar bilgi sahibi değil. Daha ötesi, aradaki farkı önemsemiyorlar da. Dolayısıyla Batı’da gerçekleşebilecek her türlü terör olayında gözlerin Suriye’de HTŞ’nin “hamisi” gibi görülen Türkiye’ye dönmesi işten bile değil. Nitekim ABD’nin New Orleans kentinde geçen yılın son saatlerinde gerçekleşen ve El Kaide’nın üstlendiği terör saldırısının ardından sosyal medyada bunun işaretleri ortaya çıkmaya başladı bile. Türkiye’nin imajı açısından çok dikkatli olunması gereken bir dönem…
Üstelik Türkiye’ye bu imajı bile isteye yapıştırmak isteyenler de yok değil. Türkiye’nin bizzat terörle mücadele eden bir ülke olduğunu unutturup, ilerde Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda konuşlanmış PYD-YPG’ye karşı olası bir sınır ötesi harekatın önünü kesmek de planlanıyor gibi bu imaj çalışması üzerinden. Suriye gibi kaostan, oyun içinde oyun çıkmasını beklemek gerek elbette.
ARAPLARIN TUTUMU NE OLUR?
Türkiye’nin yeni Suriye’de rolünün artmasından Arap dünyasının da pek mutlu olmayacağını tahmin etmek zor değil. Nitekim Şam’da kontrolü ele alan HTŞ’nin atadığı yeni Dışişleri Bakanı da bunun farkında ki, ilk ülke dışı ziyaretini Ankara’ya değil, Suudi Arabistan’a yaptı. Elbette bu kararda sadece “hissiyat” geçerli değil; 14 yıllık iç savaşta yıkılmış ve parçalanmış Suriye’nin yeniden inşa edilmesi gerek. Türkiye ekonomik kriz içinde kıvranırken, gözlerin petrol zengini Arap ülkelerine dönmesi şaşırtıcı olmamalı.
Suriye’nin geleceğinde rol almak isteyecekler arasında sadece Arap ülkelerinin olmasını beklemek gerek; Esad rejimi düşer düşmez İsrail Suriye’nin en stratejik yerlerini işgal ederek “ben de varım” dedi bile. ABD, malum, Suriye’nin kuzeyinde zaten asker konuşlandırmış durumda. Üstelik herkes Fırat’ın doğusundaki Amerikan askeri sayısının binden az olduğunu düşünürken, ABD Savunma Bakanlığı birden bire bu sayıyı iki bin olarak açıklayıverdi. Suriye’nin eski sömürgecisi Fransa bile birden bire hareketlenip, “El Kaide mevzilerini bombalıyorum” adı altında Suriye’nin merkezi bölgelerine havadan saldırı düzenlemeye başladı birden bire. Oysa 14 yıllık iç savaş boyunca Fransa’nın pek esamesi okunmamıştı Suriye denkleminde. Esad sonrası herkes Suriye’de “mevzi kazanma” peşinde.
RUSYA VE İRAN İLE ZOR ZAMANLAR
Suriye’de iktidarın el değiştirmesi Türkiye’nin Rusya ve İran’la olan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemeye aday; Astana süreci bitip, yerini Amman sürecinin almasının somut çıktısı, İran ve Rusya’nın Suriye’nin geleceğinden tümüyle dışlanmaları oldu. Henüz ne Tahran’dan, ne de Moskova’dan buna yönelik resmi tepki verilmiyor da olsa, İran ve Rus medyası üzerinden Türkiye’yi suçlayan yazı ve yorumlar art arda gelmeye devam ediyor. İran’ın Dini Lideri Hamaney bile, isim vermeden, Suriye’de yaşananlardan Türkiye’nin sorumlu olduğunu ima eden bir açıklama yapmış durumda. İran Türkiye’nin sınır komşusu, Rusya ise Karadeniz ötesinden deniz komşusu durumunda; Dolayısıyla Türkiye’nin hem İran, hem de Rusya ile başta doğalgaz ve petrol alımı olmak üzere, kapsamlı ticari ilişkisi mevcut. Türkiye ekonomisinin sıkıntılı durumu göz önüne alındığında, bu ticari ilişkilerden vazgeçebilmek zor değil, imkansız Ankara açısından. Nitekim, Suriye konusunda Ankara’ya kızgın olan iki büyük komşuyla ilişki 2025’te zor olacak gibi duruyor.
“ADAY ÜYELİKTEN” SIĞINMACI İŞBİRLİĞİNE
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde de 2025 pek çok soru işareti barındırıyor; AB’nin yeni Komisyonunun Başkanı Von Der Leyen’in ziyaretinde Türkiye’nin Brüksel’den bakınca “aday ülke” olarak değil de, “sığınmacılar konusunda işbirliği ülkesi” olarak görüldüğü somut olarak ortaya çıktı. Ekonomik kriz içinde kıvranan, Suriye’de -her ne kadar iç kamuoyuna zafer gibi gösterilmeye çalışılsa da- kaosla karşı karşıya kalmış, Rusya ve İran’la sıkıntı yaşayan Türkiye için ise bugünlerde AB ile ilişkilerin önemi artmış durumda. AK Parti hükümet üyelerinden birbiri ardına gelen Türkiye’nin üyelik sürecini hatırlatan açıklamalar da bu durumun işareti.
2025'İN POTANSİYEL GERGİNLİK ALANI AKDENİZ OLABİLİR
Nitekim AB içindeki bazı ülkelerde de Türkiye’nin üyelik sürecini canlandırıp ekonomisini ayağa kaldırma isteğini “kullanma” eğilimi ortaya çıkmaya başladı bile. Türkiye’nin bu süreçte önüne konulacak ilk meselenin Kıbrıs olması muhtemel; Kıbrıslı Rumlar işi NATO üyeliğini masa üzerine çıkaracak kadar ileriye götürdüler geçen yılın son aylarında. 2024’ün son günlerinde ise bu kez Rumların “petrol arama” salvosu geldi. Üstelik Rumlar bu salvoyu AK Parti hükümetinin yakın müttefik olarak gördüğü Katar petrol şirketi üzerinden yaparak, Ankara’yı biraz daha zor durumda bırakmayı da hesaplamış görünüyor. Türkiye ise Rum salvosuna karşı sessiz kalıp, tepkiyi KKTC üzerinden cılız bir açıklama ile geçiştirdi şimdilik.
Rumların petrol arama adımını Suriye’deki gelişmelerden ayırmak da mümkün değil üstelik; Tam da AK Parti hükümetinin bakanları Suriye ile “deniz sınırlarını belirleme anlaşmasından” bahsederken geldi Rum salvosu. 2025’in ilk aylarının potansiyel gerginliğinin Akdeniz olma ihtimali de böylece iyiden iyiye güç kazandı.
TRUMP, İKİLİ İLİŞKİ KURTARIR MI?
Türkiye’de, özellikle iktidar partisi ve yandaşlarının 2025’ten beklentisi Türk-Amerikan ilişkilerinin de yeni bir ivme kazanması üzerine. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişisel ilişki kurmayı başardığı Donald Trump’ın 20 Ocak’ta Başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte, yeni bir dönem açılmasını bekliyor AK Parti hükümeti. Ancak burada da yine Suriye meselesi çıkıyor Ankara’nın umutlarının karşısına; Trump ikna edilse bile, Suriye’nin kuzeydoğusundaki PKK terör örgütü uzantısı PYD-YPG yapılanmasını “kahraman” gibi gören çok kişi var Amerikan Kongresi’nde… Üstelik bu kongre üyelerinin pek çoğu da bizzat Trump’ın partisi olan Cumhuriyetçilerden. Bakalım AK Parti hükümeti, Cumhur İttifakı içindeki küçük ortağı MHP ile birlikte başlattığı “PKK elebaşı Öcalan teması” üzerinden Suriye’deki PYD-YPG yapılanmasına bir çözüm bulabilecek mi? 2025’in en keskin soru işareti de bu olsa gerek...