Özgün ÇINAR - TRASTA ESG / Genel Müdür
Türk Ticaret Kanunu’nun 375. maddesi yönetim kurullarına devredilemez ve vazgeçilemez nitelikte bazı görevler yüklemekte. Bunlar arasında en önemlileri şüphesiz “şirketin üst düzeyde yönetimi ve bunlarla ilgili talimatların verilmesi” ve “muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde, finansal planlama için gerekli düzenin kurulması.”
Saydığımız görevler, esasen şirketin yoluna sağlıklı bir şekilde devam edebilmesini sağlamak için nitelikli bir planlama düzeni kurulması gereğine işaret ediyor. Bunda da şaşırtıcı bir taraf yok aslında. Zira başarının yolu, üç adımın kararlı şekilde uygulanmasından geçiyor. Birincisi hedef belirlemek (diğer bir deyişle planlama yapmak), ikincisi bu hedefleri gerçekleştirecek yetkinlikleri şirkete kazandırmak, üçüncüsü ise bu yürüyüşte karşımıza çıkacak olan engelleri ya da riskleri aşabilecek esnekliğe sahip olmak.
Başarının ilk adımının hedef belirlemek olmasına şaşırmamak gerekiyor. Çünkü, hedef bir anlamda pusulaya sahip olmak anlamını içeriyor. İşletmenin hedeflerini belirlemesi gerekiyor ki pusulasız kalmasın ve günümüzün son derece karmaşık iş ortamında yolunu kaybetmesin. Sürekli olarak hedeflerini gözeterek faaliyetlerini, iş planlarını buna uygun olarak belirlesin. Yani; bütçe ve stratejik plan yapsın ve tüm faaliyetlerini bu hedeflere ulaşacak şekilde yürütsün.
Peki, Türk şirketleri acaba bu açıdan ne durumda? Bütçe ya da stratejik plan hazırlıyor, performanslarını kıyaslayacakları kriterler geliştiriyorlar mı?
Danışmanlık sektöründe faaliyet gösterenler bilir. Ülkemizin büyük şirketlerinin karnesi, bütçe ve stratejik plan hazırlamak açısından pek de kötü değil. Ancak, sıra küçük ve ortak ölçekli kuruluşlara geldiğinde aynı şeyi söylemenin imkanı kalmıyor. Birçok kuruluşun bütçe-plan hazırlığı hiç bulunmazken bir kısmının yaptığı hazırlıklar da son derece yetersiz ve ayağı yere basmayan bazı temenniler şeklinde.
Maalesef, Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan “şirketin üst düzeyde yönetimi ve bunlarla ilgili talimatların verilmesi” ile “muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde, finansal planlama için gerekli düzenin kurulması.” hükümleri de bu görevlerin layığıyla yapılmasını sağlayabilmiş değil.
Ancak, belki de şu anda bu alanda büyük bir fırsat doğdu.
32414 sayılı ve 29 Aralık 2023 tarihli mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’ndan bahsediyoruz. Bu standartlar, esasen, şirketlerin sürdürülebilirlik raporlamalarını hangi esaslar dahilinde yapacaklarını belirlemekte.
Ancak, standartlara detaylı olarak baktığımızda, şirketleri planlama yaparak çalışmaya yönlendirecek önemli hususlara da işaret ettiği rahatlıkla görülebiliyor.
Örneğin, standartlardın amaç maddesinde bir işletmenin kısa, orta veya uzun vadede nakit akışlarını, finansmana erişimini veya sermaye maliyetini etkilemesi makul ölçüde beklenebilecek sürdürülebilirlik ya da iklimle ilgili tüm risk ve fırsatlara ilişkin bilgilerin açıklanmasının zorunlu olduğu ifade ediliyor. Diğer bir ifadeyle, uzun vadeli etkilerin de ölçülmesi ve raporlanması hükme bağlanmış vaziyette.
Diğer taraftan, sürdürülebilirlikle ve iklimle ilgili risk ve fırsatların mevcut ve öngörülen etkilerinin açıklanacağı ifade edilerek anılan “uzun vadeli bakma gerekliliğine” vurgu kuvvetlendiriliyor.
İlave olarak, standartların içerisinde sıklıkla “planlama” vurgusu geçiyor. Finansal planlama, stratejik planlama ve planlama dönemi atıfları dikkat çekiyor.
Dünyamızın gittiği yön belli. İklimle ilintili afetler giderek daha yüksek faturalar koymaya başladı önümüze. 2024’te Associated Press tarafından yayımlanan bir raporda " ısınmayan kurgusal bir dünya" ile karşılaştırıldığında önümüzdeki 25 yıl içinde küresel hasılada % 19 düşüş olacağı ve 2049 yılına kadar yılda 38 trilyon dolar kayıp yaşanacağı ifade ediliyordu. Global Water Monitor’un raporu da oldukça karanlık bir tablo çizdi. 2024’te 8.700’den fazla insan suyla bağlantılı felaketlerde hayatını kaybederken 40 milyon insan su krizleri nedeniyle yaşadıkları yerden oldu. Su kıtlığı ve kuraklık, küresel gıda üretimini %30 azalttı ve toplam ekonomik zararın 550 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
Global sürdürülebilirlik hamlesi de esasen bu nedenlerden kaynaklanıyor. Ancak, Birleşmiş Milletler’in 2015 yılında yayımladığı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin tamamı çevresel hususlara değinmiyor. Hedeflerin önemli bir bölümü “sosyal” hususlarla ilintili. Zira, Birleşmiş Milletler bir şeyin çok iyi farkında: Dünyadaki eşitsizlikler ve açlık, yoksulluk gibi önemli sorunlar çözülmeden ne yaparsanız yapın, sürdürülebilir bir düzen kurulmasını sağlayamazsınız.
Bu sebeple başlatılan ve ABD bir süredir tersine adımlar atsa da Avrupa Birliği ve Çin’in kararlı adımlarla sürdürdüğü “sürdürülebilirlik hamlesi” yoluna devam edecek gibi gözüküyor. Şirketler sürdürülebilirlik konusundaki performansları hakkında da paydaşlarına mutlaka bilgi sağlamak zorunda hissedecek kendini. Kaçınılmaz olarak da, standartlara uygun olarak sürdürülebilirlik raporlaması yapacak, tam performans ölçümlerini tüm paydaşlarına anlatabilmek adına da sürdürülebilirlik derecelendirmesi almaya eğilecekler.
Paydaşlarla bu paylaşımları yapmak da şüphesiz olarak rapora konulacak – paydaşlarla iletişimi yapılabilecek nitelikli bilgilerin üretilmesi ile sağlanabilecek. Bu bilgiler de, ancak planlama ile, senaryo analizleri ile oluşturulabilecek nitelikte bilgiler.
Uzun sözün kısası, TSRS uzun vadeli bir bakış açısıyla planlama yapmanın ve planlama sürecinde sürdürülebilirlikle ve iklimle ilgili risk ve fırsatların dikkate alınması gereğini ortaya koyuyor.
Bu durum, hiç şüphesiz bütçe ve planlama yaparak çalışma kültürünün yaygın olmadığı şirketlerimizin çalışma düzeninde önemli (ve olumlu) bir değişiklik yapmalarını zorunlu kılacak. Hatta belki, genel olarak risk yönetimi kültürünün de gelişmesine ve ülkemizin büyümesinin daha sağlıklı temellere oturmasına katkıda bulunacak.
Bu çerçeveden bakıldığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları yalnızca bir sürdürülebilirlik raporlama standardı değil. Şirketlerimiz için bunun çok daha ötesinde bir anlam taşıyor.