Propaganda döneminde siyasilerin ayrıştırıcı, bölücü, çatıştırıcı söylemlerine son vermeleri gerektiği konusunda çokça değerlendirme yapılıyor, neden?
Seçim propagandaları başladığından bu yana duyduğum en çok yakınmanın özü, “Partiler propagandalarını, ayrışmayı, bölünmeyi, çatışmayı körüklemek üzerine kurmamalı. Yeni dönemde yapacaklarını anlatarak yarışmalılar” şeklinde oluyor. Beklentilerini açıklarken, “Hayat pahalılığıyla nasıl mücadele edeceklerini anlatmalarını, alım gücümüzü nasıl artıracakları konusunda ikna edici projeler ortaya koymaları gerektiğini ‘’vurguluyorlar.
Ayrıştırıcı, bölücü, çatışmacı propagandanın toplumu seçim sonrasında da sürecek olumsuz bir sonuca yönelteceğini ifade ederek, düşüncelerini şöyle şekillendiriyorlar: İkiye bölünmüş toplumun kimseye yararı olmaz. Ne iktidara gelen siyasi parti, ne de muhalefeti üstlenenler, tek kanatlı olarak toplumun bütününü kapsayan projeler ortaya koyamaz başarı sağlayamazlar.
Uzlaşmazlık içeren, toplumu kamplara ayırıcı söylemlerden yorulduklarını, bıktıklarını ifade eden akîl adamların, “Geçimle, beslenmeyle, pahalılıkla, ilgili birçok sorunla boğuşurken, bir de siyasilerin bunlara çare aramak, çözüm üretmek yerine, başta kimlik siyaseti ayrıştırması söylemleriyle bizi meşgul etmelerinin anlamı yok” gibi açıklama ve değerlendirmelerde bulunduklarına tanık oluyorum.
Seçim sonrasına bölünmeyi değil, beraberliği, birlikteliği sağlayacak iktidarıyla, muhalefetiyle sorunlara çözüm üretecek projelerini yarıştıracak bir dönemin başlayabilmesi için, iktidar ve muhalefetin dili ve söyleminin değişmesini, yarışın birbirlerini suçlamak yerine, sorunların çözüm yollarını göstermeye dayalı olması gerektiğini aktarıyorlar. Politika teorisi profesörü Chantal Mouffe’nin altını çizdiği üzere, ‘’Önemli olan çatışmanın bir ‘antagonizm’ (düşmanlar arasında mücadele) değil, ‘agonizm’ (hısımlar arasında mücadele) biçimini almasıdır.’’
Bir başka üzerinde durdukları konu, ”abartılı vaatler” ki buna eski Hazine Müsteşarı Dr. Mahfi Eğilmez ‘’Kendime Yazılar‘’ bloğunda yer alan bir değerlendirmesinde ‘’Beklenti Tuzağı’’ adını veriyor. Akîl adamlar, bunun yerine hangi sorunu, hangi projelerle, hangi kaynakla, hangi vadede çözeceklerini ortaya koyarak yarışmalarının gerçekçi ve inandırıcı olacağının altını çiziyorlar.
İhtiyacımızın sorunların çözümü için birliktelikle, çatışma değil, uzlaşarak daha iyi bir hayatın kurulacağı yapıyı el birliğiyle oluşturmaktır. Bu da ayrışarak bölünerek çatışarak değil, daha iyiyi birlikte yarışarak aramakla elde edilir. Ayrıştırma sadece çaresizlerin işidir, unutulmamalıdır…