Genel olarak daha çok servet sahibi olan yatırımcıların daha fazla davranışsal önyargı sergiledikleri söylenebilir.
Türkiye’de gündem o kadar hızlı bir şekilde değişiyor ki değil 1 gün önce yazdığınız yazı, yayınlanmasından 3-4 saat öncesinde hazırladığınız bir yazı bile çoğunlukla gündemin gerisine düşebiliyor. O sebeple toplumsal tepkilerimizi anlamlandırmaya çalıştığımız bugünlerde 100 yılı aşkın süredir yatırımcı psikolojisinden beslenen önemli bir alan olan “davranışsal finans” konusunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kavramsal olarak literatürde kendisine yer bulması çok erken olmasa da davranışsal finansın insanların yatırım ve tüketim faaliyetlerinin başladığı zamandan bu yana bilinç dışımızda olduğunu söylemek pek yanlış olmaz. Davranışsal finans, “etkin piyasalar hipotezinin” ölçülmesi sırasında ortaya çıkan anomalileri açıklamak üzere yeni bir paradigma olarak akademik çalışmalarda gündeme gelmiştir. Davranışsal finans, piyasaların nasıl ve neden etkin olmayabileceğini açıklamada yardımcı olan bir modeldir. Davranışsal finans, yatırımcıların davranışlarına duygusal süreçleri de dahil etmekte ve onların karar verme sürecinde duygusal süreçlerden ne derece etkilendiklerini açıklamaya çalışmaktadır.
Davranışsal finansta önyargılar
Finansal piyasalar ve para yönetimi konusunda çalışan akademisyenler ve piyasa uzmanları, geleneksel finans temelinde şu fikirde birleşirler: İnsanlar yatırım kararlarını alırken rasyonel davranırlar ve yatırım alternatiflerini aynı rasyonel davranışla değerlendirirler. Ancak rasyonel davranmayan yatırımcıların varlığının kabul edilmesi neredeyse finans tarihi kadar eskidir. İrrasyonel davranan yatırımcıların yatırım kararlarının incelenmesi salt finans teorisiyle değil, psikoloji, sosyoloji ve hatta nöroloji gibi oldukça farklı disiplinlerle mümkündür. İnsanların yatırım kararları ve yatırım davranışlarını açıklamada psikoloji ve sosyolojiden yararlanmaları sayesinde daha önce açıklanamayan fiyat hareketleri, aşırı dalgalanmalar ve piyasa anomalileri hakkında mantıklı gerekçeler elde edilmeye başlanmıştır.
Aşırı güven
Rasyonel olmayan yatırımcının davranış eğilimlerinden “aşırı güven” ve “kendine atfetme” eğilimleri üzerine kurulu model; Daniel, Hirshleifer ve Subrahmanyam (1998) tarafından geliştirilmiştir. Aşırı güven eğilimi, yatırımcıların kendi yetenek ve becerilerine daha fazla güvenmeleri halidir. Bu eğilime sahip bir yatırımcı seçeceği menkul kıymetin doğruluğu konusunda kendi fikirlerine daha fazla güvenir ve bu güven nedeniyle bazı durumlarda aşırı işlemlerde bulunabilir. Kendine atfetme eğilimine göre yatırımcı başarılı bir yatırım kararını kendine atfedecek, başarısızlıklarını ise, tamamen dışsal faktörlere bağlayacaktır.
Davranışsal portföy teorisi
Rasyonel davranış, ekonomide en zorlu ve en çok tartışılan varsayımlardandır. Bu varsayıma göre rasyonel bir yatırımcı sermaye piyasasında çeşitli alternatifler arasından faydasını maksimize edecek alternatifi seçecektir. Beklenen fayda teorisine göre riskten kaçınan yatırımcı belli bir risk seviyesinde en yüksek beklenen getiriye sahip alternatifi seçecektir. Aynı risk seviyesine ve farklı beklenen getiriye sahip 2 alternatif arasında riskten kaçınan yatırımcı, düşük riski tercih ederken, riske karşı kayıtsız olan yatırımcı bu 2 alternatif arasında kayıtsız kalmaya devam edecektir. Risk arayışı içindeki yatırımcı ise, yüksek risk taşıyan alternatifi tercih edecektir.
Davranışlara etki eden önyargılar
İster bilişsel ister duygusal önyargılar olsun, tüm davranışsal önyargıların hafifletilmesi veya etkilerine maruz kalınması, yatırımcıların finansal varlık durumuna bağlıdır. Genel olarak daha çok servet sahibi olan yatırımcıların daha fazla davranışsal önyargı sergiledikleri söylenebilir. Finansal varlıklar azaldıkça önyargılar da azalır. Bunun nedeni, daha fazla varlık sahibi olan yatırımcıların gösterdikleri önyargıların, onların uzun vadeli yaşam tarzlarını tehlikeye sokmayacak olmasıdır.
Araştırmalar insanların rasyonel olmayan davranışlar sergilediklerinde, en iyi kararı veremediklerini göstermektedir. Özellikle finansal konularda rasyonel olmayan kararlar, yatırımcıların servet yönetimi konusunda sorunlar yaşamasına neden olmaktadır.
Howard ve Yazdipour (2014), önyargıları statükoyu koruma, aşırı güven, doğrulama, aşırı iyimserlik, kontrol illüzyonu, geri görüş ve muhafazakarlık önyargıları olarak belirtmektedir. Ayrıca yazarlar bu önyargıların finansal planlama ve varlık yönetimine etkileri konusunda şu tezleri öne sürmektedir;
- İnsanlar, vermeleri gereken kararları ertelerler veya mevcut durumu korumayı tercih ederler.
- İnsanlar olumlu sonuç beklentilerini daha yüksek tahmin ederken, olumsuz sonuç beklentilerini daha az tahmin etme eğiliminde olurlar.
- İnsanlar inandıklarından daha sık hata yaparlar ve bu kendilerini ortalamanın üstünde görmelerine neden olur.