YMM Yılmaz SEZER
GÜNCEL GROUP Yön.Kur.Bşk.
Ticaret hayatının, evrensel kuralları özellikleri olduğu gibi, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye değişen özel kuralları ve esasları da bulunmaktadır. Örneğin ülkemizde ticaret hayatı müteşebbislerin çalışkanlıkları, risk alma konusundaki istekli olmaları ve kısıtlı sermaye imkânları ile yapılmaktadır. Müteşebbislerin risk alma, çok çalışma isteği ve özelliği ticaretin dinaminzimini oluşturmakta, ticari hayata olumlu yönde katkı sağlamaktadır. Sermayenin sınırlı olması ise ülkemizde ticaretin en büyük handikapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sermayenin sınırlı olması, işletmelerin öz kaynaklarının yetersiz olması sonucuna yol açmaktadır. Bunun sonucu olarakta işletmeler dış kaynaklara yönelmektedirler. Tabiki dış kaynakların kullanımı deyince 1. sırayı bankalar yani finans sektörü almaktadır. İşletmeler sınırlı sermayenin getirdiği olumsuzlukları bankalardan kullandıkları kredileri ile gidermeye çalışmaktadırlar. Hatta bu durum öğle bir boyuta ulaşmış durumdadır ki çoğu işletme finansman yüküne aldırmadan bankalardan kullanmış olduğu krediyi kendi öz kaynağı gibi adeta sermayesi gibi görüp böyle davranmaya ve böyle yaşamaya alışmıştır. Yani ülkemizde banka kredisi işletmelerin özsermayesi niteliğini almış bulunmaktadır.
Bu durum ülkemizdeki ticaretin en hassas noktasının oluşturmaktadır. Hele hele de birkaç yıldır olduğu gibi, ekonomik dalgalanmaların olduğu, finansmana ulaşmanın zor ve çok maliyetli olduğu dönemler de bu durum işletmeler için adeta bir kâbusa dönüşmektedir.
Aslında ülke olarak yaşadığımız, içinde bulunduğumuz ekonomik ortamda tam olarak bu şekilde açıklanabilir.
Ekonominin kötü gitmesi, kredi maliyetlerinin artması ve krediye ulaşmanın çok zor ve maliyetli olması işletmelerin sıkıntıya düşmesine, konkordatoların zirve yapmasına ve iflas eden işletme sayılarındaki ciddi artışa neden olmaktadır. Bu durumda işletme sahiplerinin çalışkanlığı ve risk algısının yüksek olması işletmeleri kurtarmak için tek başına yeterli olmamaktadır.
Hepimizin bildiği üzere, IMF16 Haziran 2023 tarihli yayınladığı raporu ile; ülkemizin zombi şirket sayısı sıralamasında dünyada 1. sırada bulunduğunu açıkmış bulunmaktadır. (Zombi şirket, faaliyet geliri ile giderlerini karşılayamayan, katma değer üretemeyen şirketlerdir.)
Ülkemizde zombi şirket sayısının bu kadar yüksek olmasının sebebi olarak, yukarıda açıkladığımız gibi, sermaye birikiminin istenilen/yeterli seviyeye ulaşmaması gösterilebilir. Tabi bu durum ticaret hayatımızın da kırılgan olduğu ve risk içerdiğinin de önemli bir göstergesidir. Çünkü bu şirketler gerekli sermayeden yoksun ve iflasa yakın şirketlerdir. Bu durum ticaret hayatı için hem yüksek risk içermekte hem de ülkemiz ticaret hayatını güvenilmez hale getirmektedir.
Aslında kabul etmek gerekir ki IMF’nin ülkemizi zombi şirket sayısı bakımından dünya birincisi olarak ilan etmesi iyi bir görünüm değildir. Ancak bu durum ülkemiz için bilenen ve kabul edilen bir gerçek durumdadır. Yani aslında malumun ilanından başka bir şey değildir. Ülkemiz gerçekleri bilindiği için kanun koyucuda yasal düzenlemeler yaparak bu durumda olan şirketlerin faaliyetlerine destek vermek istemektedir. Elbette kanun koyucunun da bu desteklerden bir şeyler beklediği, en azından bu şirketlerin kurtulması için bir şans vermek istediği ortada net olarak görülmektedir.
Kanun koyucunun bu tür şirketelere son bir şans vermek ya da amiyane tabiri ile yüzdürmek için yaptığı yasal düzenlemelerin başında konkordato müessesesi gelmektedir. Bankaların sorunlu kredileri takibe atma süreleri (karşılık ayırma süreleri), kredileri yapılandırma usul ve esasları ve benzeri hususlar şirketlerin lehine olacak şekilde yeniden düzenlenmektedir. Hatta kredilerin anaparasından tahsilat yapılamasa bile faizlerin tahsili ile yetinilmekte ve tekrar tekrar kredi yapılandırması yapılmakta ya da vefa hakkı devri gibi değişik yöntemler, Finansal Yeniden Yapılandırma gibi yeni modeller kullanılmaktadır. Kanun koyucu yukarıdaki düzenlemeler ile amaçladığı şey şirketlerin korunmasını sağlamaktır. Hatta bu amaçla Ticaret Kanunu’ndaki teknik iflas tanımını bile değiştirilmiştir.
(Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi “teknik iflas”ı tanımlamış ve düzenlemiştir. Yani aslında yüksek kredi faizleri ve yüksek kur birçok işletmeyi teknik iflas (zombi şirket) konumuna getirmiştir… Buna engel olmak amacıyla, TTK 376’nın uygulamasına ilişkin olarak yayınlanan ilgili tebliğin geçici 1. maddesinde “Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir.” hükmü getirilmiştir.)
Yukarıda açıklanılmaya çalışılan yasal düzenlemelerin hepsi zombi şirketleri kurtarmak ve onlara bir şans verip ekonomik hayata geri kazandırmak amacıyla yapılan düzenlemelerdir. Bunların hepsi işletmelerin sürekliliğini sağlamak için yapılmaktadır. Tabii alınan bu tedbirlerin yapılan yasal düzenlemelerin ekonomiye olumsuz etkilerini de yok saymak imkânsızdır.
Bu tedbirlerden ekonomik sonuçları itibarıyla en ağırı olan ise konkordatodur.
Ekonomik şartların ağırlaşmasına bağlı olarak konkordato sayısının zirve yapması bu müessesenin tartışılmasına ve kötü niyetli kişiler tarafından kullandığının konuşulmasına ve konkordatoların iflasla sonuçlandığı başarı (anlaşma) ile sonlandırılan konkordatoların bulunmadı iddalarına neden olmaktadır.
Oysa ülkemizdeki ticaretin genel özelliği sermaye yetersizliğidir. Bu durum ise tüm taraflar tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir. Sermaye yetersizliği nedeniyle ekonomik dalgalanmalar şirketleri derinden etkilemekte ve hepsi iflas ile karşı karşıya getirmektedir. Başta konkordato olmak üzere bir dizi yasal düzenlemeler ile bu şirketlerin iflas etmesi engellenmekte, kontrollü iflasları ile ekonomi rahatlatılmaya çalışılmakta ve bu şekilde domine etkisinden kurtulunmak istenmektedir. Kötü niyetli kişilerin veya işletmelerin olmasından kaçınılamaz. Dünyanın her yerinde her sektörde kötü niyetli insanlar, mevcut durumdan yararlanmak isteyen insanlar çıkabilecektir. Amerika’da çıkan yangında ciddi bir yağmalama konusu gündeme gelmiş olması da suistimallerin, kötü niyetli insanların, her türlü ortamda kendisine menfaat sağlayan insanların dünyanın her tarafında var olduğunun en güzel göstergesidir.
Maalesef bu durum kaçınılmaz!
Kötü niyetli işletmeler var diye bir müesseseyi kötü saymak ya da ortadan kaldırmak da bize göre normal bir davranış şekli değildir. Kötü niyetli kişilerin kullanımına engel olmak amaçlı yeniden yasal düzenleme yapılabilir. Varsa açıkların hukuki anlamda telafisi gündeme gelebilir. Ama müesseseyi tamamen yok saymak, şirketleri, ticaret hayatını ve ekonomiyi sabote etmek anlamına gelecektir. Kaldıki konkordato müessesi ile yeniden ticari hayatına kaldığı yerden başlayan, ekonomik sisteme olan tüm borçlarını ödeyen, sistemle uzlaşan, sayıları azımsanmayacak sayıda şirkette bulunmaktadır. Ticari hayattan tanıdığımız iki popüler şirketi Hacıince Et Engtre Tesisleri ve Demir Faktöring i buna örnek olarak verebiliriz. (Tabiki sayıyı ve örnekleri artırmak mümkün ancak ilgililerinden onay almadığım için isimlerini burada deklere etmek istemiyorum.)
Dolayısıyla yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere ülkemizde ticari hayatın özelliklerinden kaynaklanan belli zaafiyetlerimiz ve hassas noktalarımız bulunmaktadır. Bu hassas noktaları iyi tahlil ederek bunlardan kurtulmak amacıyla tedbirler almak, ticaret hayatının sürdürülebilirliğini artırmak ve domine etkisini azaltmak amacıyla tedbirler almakta yine ticari hayatın doğal bir sonucudur. Bu tedbirlerin en başında yer alan konkordato müessesi ise yine ticari hayatta var olan ihtiyaçtan kaynaklanmış olup büyük bir ihtiyaca cevap vermektedir. Müesseseyi kötüye kullananlar, kullanmak isteyenler olsa bile bu müessese ile ekonomiye kazandırılan birçok işletme mevcuttur. Bu nedenle konkordato müesseseini tartışmak yerine kötü niyetli kullanımların önüne nasıl geçileceğini tartışmak daha yerinde bir uygulama olacaktır. Aksi takdirde ekonomik dalgalanmanın şiddeti artacak ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar ile karşılaşılacaktır.