Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini çalışmalarının merkezine alan Türkiye Kalite Derneği (KalDer), firmalar için sürdürülebilirliği bir iş modeli haline getirmeyi hedefliyor.
Özellikle son dönemde sınırda karbon düzenlemesi ve küresel iklim krizi etkilerinin artması ile sürdürülebilirliğin firmalar için öncelikli başlık olması gerektiğini belirten dernek, ilk kez bu yıl KalDer Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri’ni düzenliyor.
KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar, ödül programının öne çıkan en önemli özelliğinin Dünya Ekonomik Forumu’nun Yönetişim, Gezegen, İnsan ve Refah ölçütüne dayanması olduğunu belirtiyor. Bayraktar ile sürdürülebilirlik, dijitalleşme, kriz yönetimi gibi iş dünyasının en önemli gündem maddelerini konuştuk.
“Mükemmellik kaliteyi, kalite kendi kültürünü doğuruyor"
“Mükemmellik kaliteyi, kalite de kendi kültürünü doğuruyor. Bizleri bu kültüre ulaştıracak olan ise EFQM (European Foundation for Quality Management) modeli! Sürdürülebilir değer yaratma, performansı iyileştirme ve paydaş memnuniyeti aşılamak için organizasyon kültürüne ışık tutan EFQM modeli; çevik ve güçlü liderlik esasına dayalı bir yol çiziyor. Hızla değişen koşullara karşılık vermek için uygulanabilecek esnekliği sunarak işletmelerin mükemmellik yolculuklarına aksaklık olmadan devam edebilmesine yardımcı oluyor. Gelecek eğilimleri öngörecek, modellerin haritasını çıkaracak ve ilerlemeleri gösterecek şekilde kuruluşların mükemmelliğe ulaşmalarındaki hedeflerini en uygulanabilir bir potada eriten bir rol üsteleniyor. Ülkemizde kalite bilincinin yerleştirilmesi, kaliteli çalışmanın teşviki, dış piyasada rekabet olanaklarımızın artırılması, sanayi ve hizmet sektörüne ise bu konuda teknik yardım ve eşgüdümün sağlanması için çalışıyoruz.”
SKA’ları benimseyen şirketler rekabet avantajı kazanacak
“2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından duyurulan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, dünya üzerindeki birbirinden farklı yüzlerce paydaşı aynı çerçevede buluşturan çok değerli bir çalışma. Sorumlu davranarak bu amaçları benimseyen ve odağına sürdürülebilirliği alan şirketler, bir kılavuz niteliği taşıyan amaçlar doğrultusunda hareket ettikçe rekabet avantajı kazanacak. Orta ve uzun vadede iklim değişikliği, enerji verimliliği, operasyon ve tedarik zinciri gibi konularda sürdürülebilirliği rehber kabul eden firmalar hem çevreci bir yaklaşım ediniyor hem de tüketici nezdinde farklı bir noktada konumlanmayı başarıyor. Bu amaçları benimseyen kuruluşlar kaynaklarını daha verimli ve etkili bir şekilde kullanabiliyor, israfın önlenmesinin önüne geçebiliyor. Fırsat eşitliğinin sağlanmasında da önemli bir rol üstlenerek daha adil bir dünya düzeni için gerekli kültürün oluşmasına yardımcı oluyor. Salgın döneminde sürdürülebilirlik alanında önemli iş birliklerine imza atarak sürdürülebilirlik eğitimleri, raporlaması ve danışmanlığı konusunda hizmet vermeye başladık. Üyelerimizden gönüllü katılan kişiler ile KalDer Sürdürülebilir Görev Gücü ekiplerini kurduk. Birleşmiş Milletler’in kalkınma amaçlarına yönelik olarak oluşturduğumuz; Çevresel Etki, Topluma Katkı, Etik ve Uyum, İletişim, Gelecek Kuşakları Yetiştirme, Kapsayıcılık ve Cinsiyet Eşitliği başlıklarında altı görev gücümüz ile sene içerisinde projeler geliştirerek bu alanda farkındalık yaratmak için çalışıyoruz. Ayrıca salgın sürecinde çevrimiçi gerçekleştirdiğimiz çalışmalar ile 40 bine yakın kişiye ulaştık. 6 ana yetkinliğe hitap eden, 37 alt yetkinlik başlığında sınıflandırılmış, 2 binden fazla eğitim içeriği ile KalDer Online Akademiyi hayata geçirdik.”
KalDer çalışanlarının yüzde 70'ini kadınlar oluşturuyor
“Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni 2002 yılında Türkiye’de imzalayan ilk kuruluş olan KalDer, aynı zamanda WEP’S imzacısı. KalDer çalışanlarının yüzde 70’ini kadınlar oluşturuyor ve Görev Güçlerimiz’den bir tanesi bu konuya dikkat çekmek için çalışmalar yürütüyor. Türkiye’de bugün, birçok firmada, üzülerek belirtmeliyim ki, kurum kültüründe fırsat eşitliği, çeşitlilik, kapsayıcılık gibi kavramlar henüz tam olarak yerleşmiş değil. Hala erkek egemen bir iş ekosistemi ile karşı karşıyayız ve ne yazık ki atılan adımlar yeterli değil. Araştırmalara göre kadınların çoğu çalıştıkları kurumlarda cinsiyetlerinden dolayı ciddiye alınmadıklarını, kendilerini ifade edemediklerini ve İK süreçlerinin adil bir şekilde yürütülmediğini söylüyorlar. Ülkemizde kadın-erkek eşitliği üzerine bazı adımlar atılsa da bunun iş dünyasına yansıması zaman alıyor. Kurumlar kısa, orta ve uzun vadeli stratejileri kapsamında iş gücü planlarını değerlendirirken fırsat eşitliğini göz ardı ediyor. Konu yalnızca cinsiyet eşitliğinin örselenmiş olması değil aynı zamanda gençlere fırsat verilmemedeki net bozuk tablo olduğunu da vurgulamalıyız.”
Eşitlik ilkesini göz ardı eden kurumlar yeni düzen içinde yer bulmakta zorlanacak
“Kurum kültüründe temsil edilen değerler, çeşitlilik ve kapsayıcılıktan çok az besleniyor ya da hiç beslenmiyor. Bu noktada yapılması gereken, sektör ne olursa olsun şirketlerin hızlı bir şekilde hem bakış açılarını hem de bir türlü olgunlaştıramadıkları kurum kültürlerini değiştirmeleri. Bugün şirketler; çeşitlilik, kapsayıcılık ve cinsiyet eşitliği bakış açısını ana strateji ve hedefleri arasına almazlar ise ne yazık ki uzun dönemde kaybeden tarafta olacaklar. Tüm dünyada yükselen bu kavramlar artık bir seçenek olmaktan çıkıyor. Bu halkanın dışında kalmayı tercih eden, eşitlik ilkesini göz ardı eden kurumlar yeni düzen içinde yer bulmakta zorlanacak.”
Krizlere sandığımız kadar hazır değiliz
“Son yaşadığımız depremlerde gördük ki, olası krizlere sandığımız kadar hazır değiliz, aslında hiç de hazır olmadık! Çok büyük kurumlar bile böylesine bir felakette belli alanlarda yetersiz kaldılar, dolayısıyla kriz yönetiminde bir şeylerin eksik olduğu ortada. Öncelikle krizleri hayatımızın bir gerçeği olarak kabul etmeli ve olası senaryolara karşı her zaman hazırlıklı olmalıyız. Özellikle de işletmeler kriz planlarını hep el altında tutmalı, değişen dinamiklere göre güncellemeli, doğru ekipler oluşturmalı, bu işe zaman ve para harcanmalıdır. Krizle gelen kaosu iyi ve doğru yönetebilmek, kamuoyu desteğini alabilmek, en doğru bilgiyi ilk ağızdan hedef kitleye ulaştırabilmek ve olumlu bir tutum sergilemek için kriz iletişim planı şart. Risk yönetimi kapsamında atılması gereken ilk adım, A’dan Z’ye düşünülmüş bir kriz iletişim planı ve proaktif bir yaklaşım hazırlamak. Biz KalDer olarak kriz yönetimini stratejik planlama üzerine kurguluyor ve süreçte liderlere de büyük iş düştüğünü düşünüyoruz. Bu kapsamda da KalDer olarak uyguladığımız model ile liderlik kavramını hep ön planda tutarak liderlik gücünü ortaya koyacak çalışmalara imza atıyoruz. Çünkü kriz anlarında lider, güven verir ve kararlılık gösterirse önceden belirlenen adımlar çok daha etkili bir şekilde hayata geçirilebilir.”
Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri
“KalDer olarak çalışmalarımızın merkezine aldığımız Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında sürdürülebilirlik ekosistemini iş dünyasının her katmanına yaymayı amaçlıyoruz. Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri modeli olarak adlandırılan ödül programını hayata geçirdik. Ödül programımızın ölçütlerinin Dünya Ekonomik Forumu’nun Yönetişim, Gezegen, İnsan ve Refah ölçütüne dayanıyor olması da ödülümüzü farklılaştırıyor. Bu ölçütlerin; kuruluşların amaçlarını gözden geçirmesine, sürekli iyileştirme kültürünü oluşturmalarına, değer odaklı bakmaya ve en önemlisi de sürdürülebilirlik konusunda farkındalığın yükselmesine yardımcı olacağına inanıyoruz. KalDer olarak katılımcı tüm firmaların hakkaniyetli ve adil bir süreçle denetlenmelerini sağlıyoruz. Bizim amacımız sürdürülebilirliği gerçek anlamda şirketlerin damarlarında hissetmeleri ve özellikle küresel rekabette başta sınırda karbon yasası olmak üzere tüm ölçütlerde kuruluşlarımızı bir adım öne taşımak olacak.”