Betam, oturmuş araştırmış. Hanehalkı enflasyon beklentisi, bir önceki aya kıyasla 4,2 puan artarak %62,8 olmuş. Üstelik kadınlar %66,5 ile daha karamsar. Erkekler %60,5 tahmini vermiş. Emeklilerin enflasyon beklentisi ise 14,4 puan daha yüksek. Kısaca Hanehalkı enflasyon beklentisi yükselmiş.
Aslında Merkez Bankası da enflasyon tahminlerinde oldukça temkinli davranıyor. Yılbaşında %21’lik tahminini %24’e çıkarmış. Piyasa katılımcıları diye bir grup var ki onlar da %28,3 diyor. Reel kesim ise %41,9’luk enflasyon bekliyor. Ancak benim gözde tahmincilerim ev kadınları da %50-60 arası diyor.
BENİ DE İNANDIRMALISIN
Yönetimin enflasyonla mücadelede başarıya inancını anlıyorum. Misal Merkez Bankası üst yönetimi her ne kadar %24’e inanmasa da yılsonunda %30’un fazlaca aşılmayacağına yürekten inanmış olabilir. Bakan Şimşek’in, kabine üyelerinin, hatta CB’nin bu inancı taşıdığını muhtemel buluyorum.
Sorun şu ki Hanehalkı da inandırılmadıkça vatandaşın zihnindeki “fiyatlar daha da artacak” yargısı değişmiyor. Halkı inandırmak istiyorsanız, bizzat kamunun enflasyon üretmeye son vermesi gerekir. Doludizgin harcayarak bütçe açığını şişirirseniz hanehalkı sizin enflasyonu yeneceğinize inanmaz.
İKİ SORU İKİ CEVAP / İnandırıcılığa dair…
İnandırıcı olmanın 5 şartı?
1-Sözün ile özün bir olsun, 2-söylediğini yap ve yapabileceğini söyle, 3-sen kani değilsen beni iknaya çalışma, 4-saygıyı güven oluşturur, sevgi pekiştirir, 5-önce sen bana güvenmelisin. Eğer bu beş şart yerine gelmemişse inandırıcı olamayacaksın. Sahi, Merkez Bankası kendi hedefine inanıyor mu?
İnanmak istiyor muyuz?
Elbette… Bugün geniş halk kitleleri enflasyonun pençesinde kıvranıyor. Sanayicisi, tüccarı, küçük esnafı, çiftçisi, emeklisi, engellisi… Kısaca herkes “şu enflasyonu düşürün” talebi ve beklentisiyle yapılan tahminlere inanmak istiyor. Ancak duyduğuna değil yapılanlara bakarak inancını koruyor.
NOT
SAYGI DUYMADIĞIN SENİ İKNA EDEBİLİR Mİ?
İkna; başkalarını, fikirlerini, düşüncelerini, eylem ve kararlarını değiştirmeye razı etme becerisidir. Kanaat ettirme, kanaat verebilme, güven aşılayabilme, sözünü dinletebilme, kısaca inandırma başarısı… İkna, tek başına uzlaşma değildir ama uzlaşmanın ön şartıdır.
Uzlaşma için paylaştığımız fikre dair daha yığınca detay vardır. Fakat ikna olmadan ön kabul sağlanamayacak gerisi, tüm taraflar için zaman kaybından ibaret olacaktır. Karşılıklı uyum sağlayabilenler arasında bir fikre kani olmak (ikna edilmişlik) daha kolaydır.
Zira can kulağı ile dinleyebilmek, içtenlikle onay istemek, tutarlılık devrededir. Saygı, ikna sürecinin ayrılmaz parçasıdır. Saygı yoksa ikna olmaz. Olan; tek taraflı dayatmadır. İknayı; güven, kararlılık ve heyecan getirir. Çatışmacı, saygısız, hoşgörüsüz, kasıntı, kalitesiz insanlar ikna edici olamaz.
Neticede; usul, esasa mukaddemdir der eskiler. Yani, usul, yöntem; esastan önce gelir ve iknanın usulü, saygıdır. Temel sorun asla değişmez; saygı duymadığın, seni ikna edebilir mi? Elbette hayır.