Başarı için strateji odaklı genel bir yol haritası, yani bir plan şart ama bu planın içinde aksiyonlar ve zamanlama detaylarının yer aldığı güçlü bir program da yer almalıdır.
Bir işte yola çıkarken plan ve program yapılması gerektiğine inananlardanım. Benjamin Franklin’in dediği gibi “Bir plan yapmadan yola çıkmak mağlubiyeti planlamak demektir.” Ama ne zaman plan denilse hemen aklıma Mike Tyson’un o ünlü sözü gelir.
Tyson’a 1997 yılında Evander Holyfield ile yapacağı kritik maça çıkmadan önce sormuşlar, “Bir planın var mı?” diye. “Herkesin bir planı vardır, ta ki ağzının ortasına yumruğu yiyene kadar” demiş efsane boksör.
Nitekim aynısı o maçta Tyson’ın başına da geldi. Ringe kendince sağlam bir plan ile çıkan Tyson, maçın başında yüzüne aldığı yumruklar sonrası maçın üçüncü raundunda kontrolden çıktı ve rakibinin kulağını ısırarak kopardı. Tyson, bu hareketi sonrası diskalifiye edilirken, maçın oynandığı Ohio eyaletinde boks yapması ömür boyu yasaklandı. Uzun bir süre ringlerden uzak kaldı. Çok para ve itibar kaybetti.
Bu hafta bir grup iş adamı ile birlikte bir iftar yemeğindeydik. Sohbette konu planlamanın önemine geldi. İçinde bulunduğumuz durumdan çıkış için güçlü bir planın varlığına ihtiyaç duyulduğu konuşuldu.
Başarı için strateji odaklı genel bir yol haritası, yani bir plan şart ama bu planın içinde aksiyonlar ve zamanlama detaylarının yer aldığı güçlü bir program da yer almalıdır. Sadece plan ve programın varlığı yetmez. Programın aynı zamanda güçlü bir lideri olmalıdır. Liderlik de yetmez; liderin arkasında siyasi iradenin güçlü desteği hissedilmelidir. Program aynı zamanda güçlü bir uluslararası desteği de ardına almalıdır. Ve tabii ki; halkın desteğini kazanmalıdır.
Türkiye bunu bir zamanlar başarmıştı. 2001 mayıs ayında açıklanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” güçlü bir programdı. Türkiye ekonomisini uzun süre sırtında taşıdı. Güçlüydü, çünkü:
- Güçlü bir plana dayanıyordu. Nihai amacı, ekonomide sürdürülebilir bir gelişme ortamını sağlayarak kaynak kullanma sürecindeki verimliliği artırmak, dışa açık bir yaklaşımla piyasa koşullarında rekabet gücünü geliştirmek ve böylece ekonomide büyümeyi, yatırım ve istihdamı artırarak refah düzeyini kalıcı bir biçimde yükseltmekti.
- Güçlü bir içeriği vardı. Güven bunalımı ve istikrarsızlığı hızla ortadan kaldıracak ve bir daha aynı duruma dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturacak aksiyonları belirlemişti. Kamuda kaynak tahsisi sürecinde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanması, rasyonel olmayan müdahalelerin önlenmesi, iyi yönetişimin ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesini hedeflemişti. Enflasyonla mücadele kesintisiz ve kararlı biçimde sürdürülecekti. Bankacılık sektöründe kamu ve TMSF bünyesindeki bankalar başta olmak üzere hızlı ve kapsamlı bir yeniden yapılandırma gerçekleştirilecek, böylece bankalar ve reel sektör arasında sağlıklı bir ilişki kurulacaktı. Kamu finansman dengesi güçlendirilecekti. Toplumsal uzlaşmaya dayalı, fedakarlığın tüm kesimlerce adil paylaşılmasını öngören ve enflasyon hedefleri ile uyumlu bir gelirler politikası tasarlanacaktı. Ve bu hedefleri gerçekleştirmek için gereken yapısal unsurların yasal altyapısı oluşturulacaktı.
- Güçlü bir lideri vardı. Kemal Derviş deneyimi, bilgisi, itibarı, ilişki ağı ve cesareti ile liderliğini herkese kabul ettirmişti.
- Programın arkasında güçlü bir siyasi destek vardı. O dönemde ülkeyi yöneten DSP-ANAP-MHP koalisyonunun liderleri olan Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli tüm maliyetine ve siyasi risklerine rağmen programın arkasında durdular. Onların desteği koalisyon partileri içindeki “muhalifleri” bile “ikna” etmeye yetti.
- Program uluslararası kabul ve destek gördü. Sadece stand-by kredisi sağlayan IMF ile Dünya Bankası’nın teknik ve mali katkısı değil aynı zamanda Avrupa Birliği de programa desteğini açıklamıştı.
- Programın sunduğu acı reçeteye rağmen halkın programa inancı ve desteği yüksekti. Koalisyon liderlerinin Derviş’in ve programın arkasında durması, Derviş ve ekibinin itibarı, IMF’den sağlanan krediler gibi faktörlerin yanı sıra programın yükünün toplumun tüm kesimleri tarafından adil paylaşılacağı inancı bu desteği yükseltti, beklentiler hızla iyileşti, açıklanan hedefler ciddiye alınır oldu.
“Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” Türkiye’yi 2001 krizinden çıkarmakla kalmadı; ekonomiye uzun bir süre makul ve sürdürülebilir bir hızda büyüme getirdi. Bunu başarırken TL’de istikrarı sağladı, enflasyonu çok yüksek seviyelerden tek haneye kadar indirdi. Belirsizlikleri azalttı; iş dünyasının yatırım ufkunu genişletti.