Francis Bacon ‘bilgi güçtür’ diyeli dört asır oldu. Bu söz günümüzde belki hiç olmadığı kadar anlamlı. Tam da bu yüzden, bilgi asimetrisi, yani bir tarafın diğerine kıyasla daha fazla veya daha doğru bilgiye sahip olması, iş hayatının en büyük görünmez gücü.
Hayatın genelinde olduğu gibi, iş hayatında da bilgi eşit dağılmaz. Bu durum, müşteri-satıcı ilişkilerinden şirket içi yönetime kadar birçok alanda kararları etkileyebilir, hatta bazen güven sorunlarına yol açabilir.
Bilgi asimetrisini rakiplerimize karşı korumamız, şirketimiz içinde -genelde- azaltmamız, bir şey satın alırken de kendimizi buna karşı kollamamız gerekir.
Mesela, belli bir icat, iş yapış şekli veya müşteri fiyat listesi, kesinlikle korumamız gereken bilgi asimetrileridir. Zira rakiplerimize karşı temel avantajımız buradan kaynaklanır. Artık bir şehir efsanesine dönüşen ‘Coca Cola’nın gizli formülü’ veya dünyada pek çok sanayi şirketine ilham veren Toyota İmalat Sistemi’ni hatırlayalım.
Öte yandan, şirketimizde birimler arasıdaki bilgi akışında bilgi asimetrisini azaltmamız gerekir. İş hayatımda finans ile üretim, pazarlama ile satış birimlerinin birbirinden bilgi gizlediği ve böylece güç devşirmeye çalıştığı durumlara sıkça rastladım. Farklı departmanların kendi ‘silolarını’ oluşturduğu ve ekip olamadığı durumların kaçınımlaz sonu başarısızlıktır. Yeni fabrika yatırımına uygun vadeli finansman bulamamaktan rekamı yapılan ürünü raflara koyamamaya kadar pek çok sorun buradan çıkar. Zaten liderlik de bu durumlara meydan vermemektir.
Ancak bilgi asimetrisinin herhalde en sık rastlandığı yer müşteri-satıcı ilişkileridir. İkinci el araç satışında, satıcı aracın geçmişini bilir ama alıcı bunu tam olarak öğrenemez. Bu durumun bir benzeri işe alım sürecinde de yaşanır. Birçok iş ilanı, şirketin gerçek çalışma ortamını tam olarak yansıtmaz. İşe giren çalışan, nereye geldiğini sonradan anlar. Bununla birlikte, pek çok şirket işe aldığı kişinin kapasitesini, performansını ve iş ahlakını ancak çalışmaya başladıktan sonra değerlendirebilir. Böyle durumlarda yanlış kararlar verilebilir, güven duygusu hasar alabilir ve neticede tüm piyasa bozulabilir.
Bilgi asimetrilerini azaltmak gereken durumlarda beş adım atabiliriz. Birincisi, şeffaflık ve açık iletişim. Şirketimizin sunduğu ürünlerden açtığı iş ilanlarına kadar, her türlü bilgilendirmesinde net olmak güveni artırır. İkincisi, dijitalleşme ve veri paylaşımı. Mesela, e-ticaret ve e-hizmet platformları, çift taraflı puanlama sistemleri kullanarak hem müşterilerin hem de hizmet sağlayıcıların birbirleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olmasını sağlıyor. Alıcı olduğumuzda araştırmamızı yapmak, satıcı olduğumuzda müşterilerimizi puanlama yapmaya teşvik etmekte yarar var. Üçüncüsü, eğitim ve bilinçlendirme. Özellikle finansal okuryazarlık eğitimleri bu alanlarda çok önemlidir. Dördüncüsü, regülasyonlar ve standartlar. Örneğin Avrupa Birliği’nin GDPR düzenlemeleri, şirketlerin tüketicilere veri kullanımı hakkında daha fazla bilgi vermesini zorunlu kılıyor. Beşincisi ve belki de en önemlisiyse, farkındalık. Bir karar alırken ‘neyi bilmediğimizi’ ve dolayısıyla ‘karşı tarafın neyi bizden daha fazla biliyor olabileceğini’ aklımızdan çıkarmamakta yarar var.
Bilgi asimetrilerini doğru değerlendirdiğiniz ve gereğini yaptığınız bir hafta diliyorum.