Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD), 20 senedir kurumsal yönetim anlayışının Türkiye geneline yaygınlaşması için çaba gösteriyor. Adillik, Şeffaflık, Hesap Verebilirlik ve Sorumluluk ilkeleri üzerine inşa edilen kurumsal yönetim anlayışının, etki ettiği tüm alanlarda yol gösterici olduğuna inanıyor.
TKYD Başkanı Dr. Tamer Saka, “2023 tarihi bir yıl olacak. Ülkemizin kurulduğu gün ile bugün arasında çok büyük fark var ama gelişmiş bir ekonomi olmak istiyorsak kurumsal yönetim kaslarımızı güçlendirmeliyiz. Çünkü Cumhuriyetin ikinci yüzyılına kurumsal yönetim damgasını vuracak. Eski yönetim alışkanlıklarında ısrar ederek ileri gitmemiz mümkün değil” diyor.
Tüm dünyada yaşanan olumsuz gelişmelerin şirketler ve kurumlar üzerinde önemli bir baskı yarattığına ve bunları yönetebilme kabiliyetinin gittikçe zorlaştığına dikkat çeken Dr. Saka, “Kurumsal yönetim şirketler için bu çoklu riskler ve bilinmezlerin içerisinde yönlerini bulmak için önemli bir araç. Kurumsal yönetim anlayışının kurumun DNA’sına işlemesi gerekli” yorumunu yapıyor.
Patron merkezli yönetim anlayışı önemli bir engel
“Kurumsal yönetim yalnızca şirketlerimiz için değil ülkemiz için de gereklidir” yorumunu yapan TKYD Başkanı Dr. Tamer Saka ile kurumsal yönetimin önemi üzerine konuştuk.
Kurumsal yönetim kavramına ilgi gün geçtikçe artıyor. Artık ‘Neleri doğru yapıyoruz, nelere daha iyi yapabiliriz?’ sorgulamasını yapmamız gereken bir süreçten geçiyoruz. Kurumsal yönetimin bizi gerçekten diğer ülkelerden farklılık yaratacak bir unsur olduğunu da yavaş yavaş özel sektör farkına varıyor. Ama temeldeki bir problem de kültür problemimiz, yani iş yapma kültürümüz ve alışkanlıklarımızda değişmesi gereken noktalar var. Çünkü ataerkil, daha patron merkezli bir yönetim anlayışımız var. Bu önemli bir engel. Bir diğer problem ise; devletin bu konudaki rolünü tam göremiyoruz. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde kurumsal yönetim uygulamaları, şirketlerin insiyatifine ve farkındalığına bırakılmış değil. Bütün gelişmiş piyasalarda bu işlerin ortaya çıkması, tutunması ve alışkanlık haline gelmesi süreçlerinde devletin önemli rolü olduğunu görüyoruz. Biz de maalesef o frekansı bir türlü yakalayamıyoruz.
Türkiye’nin dijitalleşme, teknoloji, yeşil ekonomi, inovasyon destekli üretim, çağın gerekleri ile donanmış insan kaynağı ve veri üzerine inşa edilmiş yeni, yaratıcı, uygulanabilir stratejilere ve büyüme modeline ihtiyacı var. Bu ihtiyaçlara cevap verebilecek ve kurumsal yönetim ilkelerine uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması ile desteklenmesi gerekiyor. Kurumsal yönetimin uygulanması konusunda istediğimiz seviyede değiliz. Düzelme noktasında çok az efor sarf ediyoruz. Globalde istediğimiz noktada değiliz. Çünkü işlerimizi belli bir düzenle, sistemle yerine getirmezsek başarılı olamıyorsunuz, bir yerde mutlaka tıkanıyor ve kalıcı başarı elde edemiyorsunuz.”
Adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk ilkeleri esas alınmalı
“Klasik iş yapma şekilleri, sektörlerden bağımsız olarak her şirket için artık geride kalıyor. Yönetim kurulu üyelerinin günümüz dünyasında her şeyden önce stratejik bir bakış açısı geliştirmiş olması gerekiyor. Ne kadar deneyim sahibi olursa olsun; anlayışını, alışkanlıklarını değiştirmesi, yeni beceriler kazanması gerekiyor.
Bunların yanı sıra yaşadığımız birçok problemin temelinde sistem sıkıntısının yer aldığına inanıyorum. Bu nedenle artık sistemlerin ön plana çıktığı; Adillik, Şeffaflık, Hesap Verebilirlik ve Sorumluluk ilkelerini esas alan kurumsal yönetim ilkeleri üzerine kurulu bir yapı inşa etmeliyiz. Sadece özel sektör değil, ülke olarak kurumsal yönetim meselesine yukarıdan ve bütüncül bakmak zorundayız. Hesap verebilen, sorumlulukların olduğu, şeffaf ve adil olan sistemler kurmak ve hatta aile içinde bile bu sistemleri hayata geçirmek zorundayız. Eğer siz adil değilseniz, çalışanlarınıza şeffaf değilseniz hedefler, stratejiler ortada değilse o ekibe de bir ekip diyebilmek ve aynı hedef aynı kader doğrultusunda onları yönlendirebiliyor olmak da mümkün değil. Türkiye ve tüm dünyada yaşanan olumlu ve olumsuz bütün gelişmelerle birlikte gelecek dönemde iş modellerini ve sistemlerini dönüştürmek amacıyla iş dünyasında bütüncül yaklaşımlar ve değerler büyük bir rol oynayacak. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na yönelik harekete geçmek ve ilerlemek isteyen şirketler öncelikle sorumlu iş modelleri geliştirerek sürdürülebilir yolculuklarına başlamalı.”
‘Deprem Bakanlığı’ veya ‘Koordine Bakanlığı’ oluşturmamız lazım
“Çok zor bir felaket yaşadık. Gerek kamu kurumları, gerek özel kuruluşlar, gerekse gönüllülerle birlikte birçok koldan bölgeye çok hızlı bir şekilde yardımlar aktı. Maalesef ülkemizde yüzyıllar boyunca, önümüzdeki dönemde birçok büyük deprem ve sel daha yaşayacağız. O yüzden bu yetkinliğimizi Türkiye’nin önemli bir kurumsal yapısı haline getirmemiz gerekiyor. Türkiye’yi dünyanın deprem konusunda en iyi, en hızlı, en kapsamlı müdahale eden ülkesi haline getirmemiz son derece önemli. Sorunların birçoğunun temelinde yönetim problemi var. Özellikle depremin öncesi ve sonrasında mücadele etmek için bütüncül politikalara ihtiyaç var. Öncelikli iş depremle mücadele stratejisi oluşturmaktan geçiyor. Deprem konusu İçişleri Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı gibi birçok bakanlığın da alanına giriyor. Belki de bu konuyu artık bizim ayrı bir bakanlık seviyesinde, ‘Deprem Bakanlığı’ veya ‘Koordine Bakanlığı’ oluşturarak çok daha üst seviyede ele almamız gerekebilir.”