Zafer ÖZCİVAN
Ülkemizde yaşadığımız yüksek enflasyonun düşürülebilmesi için ekonomi yönetimi çeşitli ekonomik yöntemler uygulamaktadır ve bu uygulamalardan biri de enflasyon muhasebesidir. Burada amaç devletin gelirlerini arttırarak bir yerde merkez bankası rezervlerini yükseltmek ve yüksek enflasyonla mücadeleyi kolaylaştırmaktır.
Çünkü enflasyonu düşürebilmek için merkez bankası rezervlerinin yeterli seviyede yani yüksek olması gerekir. Merkez Bankası rezervleri yüksek olduğu zaman diğer bankalar aracılığıyla piyasalara döviz sürerek kurlar kontrol altına alınacaktır. Kurlar kontrol altına alınınca da maalesef ülkemizde döviz kurları ile paralel yürüyen enflasyon oranı da kontrol altına alınacak, en azından enflasyon oranının yükselmesinin önüne geçilecektir.
Hükümet enflasyonun sebeplerinden biri olan iç talebi kısmak amacıyla uzunca bir süreden bu yana sıkılaştırılmış para politikası uygulamaya koymuştur ve bu uygulamanın enflasyonun tek haneli rakamlara düşünceye kadar devam edeceği sık sık kamuoyu ile paylaşmaktadır. Örneğin kredi kart taksitlerine, taksit miktarlarına, harcama limitlerine sınırlama getirilmesi olduğu gibi bugüne kadar kredi kartı borçlularına da ödeme kolaylığı getirilmiştir. Yani genel amaç vatandaşlarının harcamalarının kontrol altına alınarak zaten son derece alt seviyelerde bulunan alım gücünü düşürerek iç piyasada arz fazlası yaratmak ve fiyatların düşmesini sağlamaktır. Bilindiği üzere arz ve talep kanununa göre arz fazlası oluşunca fiyatlar düşme eğilimine girecektir.
Diğer taraftan uygulanmaya çalışılan bir başka yol da devletin vergi gelirlerini çoğaltmak için birtakım önlemler alınmasıdır. Bunlardan en önemlisi kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alma kararlılığıdır. Bu amaçla gelir gider dengesi anormallik gösteren mükelleflerin, faaliyeti olmayan işletmelerin vs. mali kontrolunun yapılacağı ve bu tür denetimlerin sıklaştırılacağı yönünde atılan adımlardır. Bunlardan biri de işletmelerin enflasyon muhasebesi uygulama zorunluluğudur. Peki, bu nedenle enflasyon muhasebesini özetlemeye çalışalım;
İşletmelerin öncelikle stok miktarlarının maliyetleri yüksek enflasyon dönemlerinde maliyet açısından düşük kalmakta ve enflasyon miktarı kadar gerçekte kazanç sağlamaktadır. Bu bağlamda hiçbir satıcı herhangi bir malın alış faturası üzerinden değerlendirerek malını satmak istemez ve satmaz. Çünkü sattığı ürünü alıp da yerine koyacağı maliyeti hesaplar ve bu değerlendirmeye göre satış fiyatını belirler. Örneğin 100 TL’ye aldığı bir ürünün normal kar oranı %15 ise enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde 115 TL’den satmaz. Ülkenin enflasyon oranı %20 ise malın maliyetini 120 TL olarak kabul eder ve bunun üstüne %15 ekleyerek 132 TL’den satmak isteyecektir. Dolayısıyla dönem sonundaki karı %32 çıkacaktır ve bu kazanç matrah alınarak vergi miktarı ortaya çıkacaktır. İşte hükümetin uygulamaya koyduğu enflasyon muhasebesinde de temel mantık işletmenin varlıklarının enflasyon oranı kadar yükseltilmesi ve vergiye tabi matrahın attırılarak yüksek rakamda vergi toplamaktır. Burada zaten 132 TL ye sattığı zaman matrah yükselecektir ve buna göre vergisini verecektir diyebilirsiniz ve haklı şekilde düşündüğünüz aşikârdır. Ancak yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi hükümetin acil paraya ihtiyacı çok olduğu için tahsilatı öne almak esas alınmış gözükmektedir.
Yukarıda enflasyon muhasebesi için sadece mal stokunu değerlendirmeye aldık ama esasen değerlendirme işletmelerin tüm varlıkları için geçerlidir. Kasadaki ve bankadaki TL miktarı (Döviz hariç), işletmenin taşınmaz mülkleri, taşıt araçları gibi faktörlerde enflasyon muhasebesine tabi olacaktır. Ancak şirketin TL cinsinden alacak rakamları değişemez çünkü satılan mal müşteri ile anlaşma yapılarak satılmıştır ve hiçbir müşteri borcunu enflasyon oranında yükselterek ödemez. Burada enflasyon muhasebesi ile uygulanmak istenen satılmayan malın vergisini de tahsil etmektir. Bu kural ise mantık dışına taşmaktadır.
Enflasyon muhasebesinin temel amaçlarından biri işletmelerin gerçek mali durumun yansıtmaktır. Tüm hesapların enflasyona göre yeniden değerlendirilmesidir. Ayrıca gerçek karlılığın belirlenmesinde de kullanılacaktır. Kayıtları güncellemek için cari fiyat endeksi uygulanacaktır ve tüm maliyetler ve gelirler cari fiyatlar üzerinden değerlendirilerek doğru kar hesaplarının değerlendirilmesinde kullanılır. Bir diğer konu da işletmelerin iki dönem arasında elde ettiği büyümenin hesaplanması daha gerçekçi olmasını sağlamaktır. Ayrıca ortaklara doğru bilgiler sunulmasını sağlamak için de enflasyon muhasebesi kullanılır.
Yukarıda özetlemeye çalıştığım enflasyon muhasebesi uygulaması aşağıdaki sınıflar için zorunlu değildir.
- Serbest meslek sahipleri
- İşletme hesabı esasına göre defter tutan işletmeler
- Basit usulde vergiye tabi mükellefler
- Kayıtlarını döviz birimi ile yapan işletmeler
- Kayıtlarını daha önce döviz olarak tutmuş ve daha sonra TL cinsinden tutmaya başlamış mükellefler 3 yılı geçinceye kadar enflasyon muhasebesine tabi değildir. Ancak üç yılı geçince kurala uymak zorundadır.
Şimdiye kadar yazdıklarımızı bir örnekle açıklamaya çalışalım.
Bir işletmenin bilanço kalemleri
Dönen varlıklar=1.000.000 TL
Duran varlıklar=200.000 TL
Kısa vadeli borçlar=200.000 TL
Uzun vadeli borçlar=1.000.000 TL ve Öz sermeye=2.400.000 TL
kabul edersek,
Düzeltme katsayısı= 31 Aralık 2023 TÜFE /31 Aralık 2022 şeklinde hesaplanacaktır. Bu değerlerin de 2023 için 1500; 2022 için de 1000 olduğunu varsaydığımızda
Düzeltme katsayısı=1500/1000=1,5 olacaktır.
İşletmenin bilanço kalemlerinin yeni değeri aşağıdaki şekilde değişecektir.
Dönen varlıklar=1.000.000 X 1,5=1.500.000
Duran varlıklar=200.000X1,5=300.000
Kayda alınacak farklar ise dönen varlıklar için 1500000-1000000=500000 TL; Duran varlıklar için 200000 X 1,5=300000 TL ye yükselecektir. İşte böylece işletmenin gerçek varlıkları ortaya çıkmış olacaktır ve vergiye tabi matrah rakamı artacağından ödenecek vergi de artacak devletin vergi gelirleri yükselmiş olacaktır.