Denizcilikte net sıfır yarışı hızlanıyor. 2020’nin başında temiz yakıtlarla çalışabilen gemilere hiç talep olmamasına karşın, 2025 Ocak itibarıyla sipariş edilen gemilerin yüzde 79’u yenilenebilir deniz yakıtlarıyla çalışabilecek kapasitede olacak. Uzmanlara göre, deniz taşımacılığı önümüzdeki 25 yılda net sıfıra ulaşabilir.
Reuters Events, Supply Chain ve World Shipping Council tarafından yayınlanan “Denizcilikte Karbonsuz Geleceğe Yolculuk” başlıklı rapor, küresel ekonominin belkemiğini oluşturan deniz taşımacılığının geleceğini değerlendiriyor. Rapor, “ticaretin motoru” olarak değerlendirdiği deniz taşımacılığının, pazarlara erişimi kolaylaştırarak yüz milyonlarca insanın yoksulluktan kurtulmasına yardımcı olduğuna dikkat çekiyor ve şu bilgilere yer veriyor: “1940’tan 2019’a kadar taşımacılık maliyetleri sürekli olarak azalırken, 2008-2022 yılları arasında küresel filonun enerji verimliliği yıllık ortalama yüzde 4 arttı. Düşük maliyetli ve ölçeklenebilir deniz taşımacılığı, ülkelerin küresel ekonomiye hızla entegre olmasına ve katma değerli üretime yönelmesine imkân tanıdı. Sonuç olarak, 1990’dan bu yana aşırı yoksulluk içinde yaşayan insan sayısı iki milyardan 713 milyona düşerken, küresel nüfus 2,9 milyar arttı.” Fakat diğer yandan; deniz taşımacılığı kaynaklı sera gazı emisyonları da önemli ölçüde arttı. Bugün geldiğimiz noktada, bu eğilimin hızla tersine çevrilmesi gerekiyor
Küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 2-3’ünden sorumlu
Deniz taşımacılığı enerji açısından verimli olsa da, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 2-3’ünden sorumlu. Konteyner taşımacılığı kaynaklı sera gazı emisyonları, 2019’un ilk ve üçüncü çeyrekleri arasında yüzde 11,9 arttı. Rapora göre; küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama hedefine ulaşabilmek için 2022-2050 döneminde, taşımacılık sektörünün ürettiği karbon emisyon miktarının ton-kilometre başına yüzde 94 azaltılması gerekiyor. Bundan beş yıl öncesine kadar deniz taşımacılığında emisyonların hızla düşeceği senaryosu gerçekçi görünmüyordu. Ancak temiz enerji kapasitesinin hızla genişlemesi ve maliyetlerin düşmesi, sektörde devrim niteliğinde değişikliklere yol açtı. Yenilenebilir enerji kaynakları, elektroliz yoluyla hidrojen üretimini artırarak e-metan, e-metanol ve e-amonyak gibi sentetik yakıtların gelişimini destekliyor. Gemi motorları da bu dönüşümde kritik rol oynuyor. 2020’nin başında temiz yakıtlarla çalışabilen gemilerin sipariş defterlerinde neredeyse hiç yer almamasına karşın, 2025 Ocak itibarıyla siparişteki gemilerin yüzde 79’u yenilenebilir deniz yakıtlarıyla çalışabilecek kapasitede olacak.
Temiz yakıtlar sınırlı ve pahalı
Ancak raporun dikkat çektiği konuların başında, bu yeni yakıtların üretimi ve ikmal altyapısının yetersiz ve fiyatlarının geleneksel yakıtlara kıyasla oldukça yüksek olduğu geliyor. Clarkson Research’e göre, 2025’in ilk çeyreğinde metanol yakıt ikmali yalnızca 35 limanda mevcutken, LNG ikmali 276 limanda sağlanabiliyor. Küresel liman ağının 45 binden fazla olduğu göz önüne alındığında, bu sayı oldukça düşük kalıyor. Platts’ın Ocak 2025 itibarıyla Rotterdam için yaptığı küresel bunker yakıt maliyet hesaplamasına göre, Çok Düşük Sülfürlü Fuel Oil (VLSFO) ile kıyaslandığında, LNG fiyatı yüzde 31, gri metanol yüzde 53, biyolojik LNG yüzde 111, yeşil amonyak ise yüzde 274 oranında daha pahalı. Rapora göre, temiz yakıtlar konusunda olumlu bir momentum oluşmuş olsa da, büyümenin hızlanması için yasal bağlayıcılığı olan, ölçülebilir ve uygulanabilir küresel yakıt GHG standartlarına ihtiyaç duyuluyor. Aynı zamanda temiz yakıtları ekonomik olarak sürdürülebilir hale getirecek mekanizmalar oluşturulması da çok önemli. “Başarıyla uygulanacak önlemler, deniz taşımacılığının önümüzdeki 25 yılda karbonsuzlaşmasını sağlayabilir” yorumuna yer veren raporda, bu hedef doğrultusunda düzenlemelere bağlı kalınması, altyapı yatırımlarının artırılması ve gemi filolarının yenilenmesinin kritik önem taşıdığının altı çiziliyor.
Yelkenliden buharlı motorlara geçiş kadar büyük bir değişim olacak
Denizcilik sektörünün daha düşük emisyon seviyelerine ulaşamamasının en büyük nedeni, sürdürülebilir yakıtlarla mevcut yüksek emisyonlu yakıtlar arasındaki büyük maliyet farkı. Günümüzde çoğunlukla kullanılan Düşük Sülfürlü Akaryakıt (VLSFO), uygun fiyatlı ve erişilebilir olmasına karşın, düşük emisyonlu alternatifl er oldukça pahalı. Ayrıca, bu alternatif yakıtların gemilerde kullanılabilmesi için özel motor teknolojilerine ihtiyaç duyuluyor. Örneğin, günümüzün en büyük konteyner gemilerinden Evergreen A-class, 235 bin 579 groston ağırlığında ve tam kapasiteyle 24 bin TEU taşıyabiliyor. Bu gemi, büyük bir binaya eşdeğer büyüklükteki WinGD X92-B motoruyla çalışıyor. Bu motor, 70 bin 950 kilovat gücünde ve 709 elektrikli Renault Zoe aracının tam kapasiteyle çalışmasına eşdeğer enerji üretiyor. Geminin ana güzergahı Çin’den Avrupa’ya uzanan 10 bin 600 deniz mili uzunluğundaki rotayı kapsıyor. Sektörün sürdürülebilir yakıtlara geçiş yapabilmesi için bu yakıtların küresel çapta limanlarda bulunması gerekiyor. Ancak şu an dünya genelinde 45.000’den fazla liman olmasına rağmen sadece 35’inde metanol ve 276’sında LNG ikmal altyapısı mevcut. Dünya Denizcilik Konseyi’nden Jim Corbett’e göre, bu dönüşüm 125 yıl önce yelkenliden buharlı motorlara geçiş kadar büyük bir değişim olacak. Ancak, net sıfır hedefl erine ulaşabilmek için sektörün altyapı yatırımlarına hız vermesi ve küresel çapta bağlayıcı yakıt standartları oluşturulması gerekiyor.
Denizciliğin karbon ayak izi küçük
Deniz taşımacılığı, hava yolu ve karayolu taşımacılığına kıyasla çok daha düşük karbon emisyonuna sahip. Örneğin, 1 ton yükü 1 kilometre taşıyan havayolu kısa mesafede bin 100 gram CO2 salarken, uzun mesafede bu miktar 500 grama düşüyor. Karayolu taşımacılığı 56 gram, demiryolu 26 gram CO2 üretirken, konteyner gemileri sadece 16 gram CO2 salıyor.