Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından, Türkiye’de özellikle hükümete yakın çevrelerde bir “zafer havası” ortaya çıktı. Ancak daha bu “zaferin” dumanı tüterken tehlike sinyalleri de gelmeye başladı. En büyük sıkıntı, Suriye’nin geleceği konusunda Ankara ile Washington arasındaki işbirliği ile itişme arasında gidip gelen ilişki yumağı olacak gibi görünüyor.
ABD’nin 20 Ocak’ta göreve başlayacak yeni Başkanı Donald Trump’ın Suriye’de yönetimin el değiştirmesi konusunda yaptığı ilk açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bahsediş tarzı, Ankara’daki “zafer havasıyla” uyumlu gibiydi. Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir:; Nitekim Trump’ın açıklamalarında pek de üzerinde durulmayan bir cümle var ki, Ankara’nın Fırat’ın doğusu konusundaki beklentileriyle tamamiyle ters.
Trump, Suriye’de yönetim değişikliğinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “dostça olmayan ele geçirme- unfriendly take over” şeklinde gerçekleştirildiğini söyledi.
Gazeteci Murat Yetkin, işadamı olan Trump’ın bu ifadesinin genellikle iş dünyasında şirketlerin yönetiminin hisse alımı yapılarak değiştirilmesi için kullanılan “hostile takeover” ifadesinin bir benzeri olduğu vurguladı ve ifadenin Türkçe’ye “çökme” olarak çevrilebileceğini yazdı.
Trump bu “çökme” işini anlayışla karşılıyor, hatta onaylıyor gibi konuşsa da da, Suriye’de olanın böyle ifade edilmesi Türkiye’nin yükünü de ağırlaştırır nitelikte. Belli ki Trump bundan sonra Suriye’de gerçekleşecek tüm iyi ya da kötü gelişmeleri doğrudan Türkiye’ye ihale edecek, orada her ne yaşanırsa yaşansın Türk hükümetini sorumlu tutacak.
Şam’da yönetimi devralan HTŞ’nin parçalı yapısı, örgütün hala BM’nin “terörist” listesinde olduğu düşünüldüğünde, Ankara açısından taşıması çok zor bir sorumluluk bu.
Üstelik parçalı olan tek yapı HTŞ de değil Suriye’nin mevcut durumunda. Ülke fiilen dörde bölünmüş durumda;
Suriye’yi ortadan ikiye bölen Fırat nehrinin doğusu ABD yönetimi tarafından desteklenen, ancak Türkiye’nin bölücü terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak nitelediği PYD-YPG tarafından kontrol ediliyor. Burada, Türkiye sınırına yakın bölgede sadece küçük bir toprak parçası, Tel Abyad ile Resul Ayn arasındaki alan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolündeki milislerin hakimiyetinde. Türkiye destekli gruplar ayrıca, yine sınır bölgesinde, İdlib hariç Fırat nehrine kadar olan kuzeybatı bölümünü de kontrol ediyorlar.
İki hafta öncesine kadar Esad’ın kontrol bölgede ve İdlib’de ise bugün HTŞ hakim.
Esad’ın düşmesi ile işgal ettiği toprakları genişleten İsrail ise, Suriye’nin güneyinde azımsanmayacak bir alanı kontrolü altına almış durumda.
TRUMP’IN KULLANDIĞI KİLİT CÜMLE
Trump’ın açıklamasındaki “kilit cümle” ise, Türkiye’nin Suriye’nin geleceğine ilişkin planlarını sekteye uğratabilecek kadar ciddi; ABD’nin yeni Başkanı, Esad yönetiminin düşmesiyle birlikte Suriye’deki Amerikan askerlerinin “artık güvende” olduklarını söyledi.
Bu ifade, eğer tersten okunursa, ABD Başkanı’nın artık bir hayati tehlike olmadığı için Suriye’deki Amerikan askerlerini çekmeye gerek duymayacağının da işareti. Bu durum ise, Ankara’nın Suriye planlarına tamamen ters; AK Parti hükümetinin Trump yönetiminden en büyük beklentisinin Suriye’nin kuzeydoğusunda konuşlu Amerikan askerlerini çekmesi, böylece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni bir sınırötesi harekatla Fırat’ın doğusundaki PYD-YPG kontrolüne son vermesi olduğu sır değil. Amerikalılar çekilmediği sürece, böyle bir sınırötesi operasyon pek mümkün görünmüyor.
ABD KONGRESİ’NDEN “PARTİLER ÜSTÜ” TEHDİT
Nitekim Ankara Trump’ı bir şekilde ikna etse bile, Amerikan Kongresi’nin PYD-YPG’den “vazgeçmeyeceği” de ortaya çıktı geçen hafta. ABD Kongresi’nden iki Senatör, Van Hollen ve Graham, PYD-YPG’nin üstüne gitmesi halinde Türkiye’ye yeni Amerikan yaptırımlarının önünü açacaklarına ilişkin ortak bir açıklama yaptılar. Buradaki kritik unsur, senatörlerden birinin Trump’ın partisinden, yani Cumhuriyetçi, diğerinin ise muhalefetteki Demokrat Parti’den olması. Konu YPG-PYD’yi korumaya gelince, Amerikan Kongresinin partiler üstü hareket edeceğinin işareti bu açıklama.
Üstelik Van Hollen-Graham açıklamasındaki “2019 yılındaki bir karar tasarısına” atıf da ayrıca önemli;
2019’da Türkiye’nin PYD-YPG’nin kontrol ettiği toprak parçasının merkezi konumundaki Kobani’ye sınırötesi bir Türk silahlı kuvvetleri harekatını engellemek için yine ABD Kongresi’nde “partiler üstü” bir hareketlenme yaşanmıştı. Yine Graham ve Van Hollen’in başını çektiği, ABD Kongresi’nde de geniş destek bulan karar tasarısında, sınırötesi operasyon yapılması halinde Türkiye’deki kamu bankalarına, Türk savunma sanayisine, Türk hükümet yetkililerine ve özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsına mal varlıkları üzerinden yaptırım tehdidi bulunuyordu.
2019’da Amerikan Kongresi’ndeki karar tasarısı hareketlenmesinin ardından, o dönemde Başkan olan Trump yardımcısı Mike Vance’ı Ankara’ya göndermiş, AK Parti hükümetinin sınırötesi operasyondan vazgeçmesini sağlamıştı. Böylece Kongre’deki sözkonusu karar da “kadük” olmuştu. Şimdi aynı sürecin yeniden yaşanabileceğine ilişkin işaretler içeriyor Van Hollen-Graham açıklaması.
Nitekim ABD Kongresi’ndeki bu hareketlenmenin yaşandığı günlerde, yine Washington’dan gelen bir açıklama da Türkiye’nin Suriye’deki olası yol haritası açısından kilit önemdeydi;
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu ile ABD destekli Kürt Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasında Suriye’nin kuzeyindeki Menbiç kenti çevresinde varılan “ateşkes anlaşmasından” bahsetti. Miller’in DSG dediği, aslında PYD-YPG kontrolündeki bir yapı. Dolayısıyla sözü edilen “ateşkesin” PYD-YPG’yle yapıldığını ifade etmek yanlış olmaz. Burada soru işareti, Suriye Milli Ordusu’nun böylesine bir “ateşkes anlaşmasını” Ankara’nın haberinin olmadan kabul edip-etmeyeceği. Ankara’dan bu konuda, ne yalanlama-ne de doğrulama yönünde bir açıklama yapılmamış olması da ayrıca ilginç elbette.
SURİYE’DE KARŞILIKLI ŞOVLAR
Bir de Esad rejiminin düşmesinin ardından komşu ülkelerin “siyasi şovları” var ki, bu da zaten zor olan Suriye denklemini daha da karmaşıklaştırmaya aday. Türkiye’den MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın bizzat Şam’a giderek HTŞ Lideri -ki kendisi hala hem BM’nin, hem de Türkiye’nin terör listesinde- Colani ile birlikte görüntülenmesi, sadece Türk kamuoyunda değil, özellikle Arap dünyasında da ciddi dalgalanma yarattı.
MİT Başkanı’nın Şam’da Emevi Camisinde namaz kıldığı anlarda, Ankara’da AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “Bizim herhangi bir şekilde HTŞ’nin hareketliliğinin arkasında olduğumuza dair bütün bu söylemler yanlıştır” açıklamasını yaptı, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da HTŞ ile Türkiye’nin arasına mesafe koyan ifadeler kullandı. Belli ki AK Parti içinde, Esad rejiminin düşmesini iç politikada puan toplamak için kullanmaktan çekinmeyenler kadar, HTŞ’nin Türkiye’ye “ihale edilmesinin” yaratacağı soruları görenler de var.
İbrahim Kalın’ın Emevi Camisindeki fotoğrafına, bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski danışmanı, AK Parti eski milletvekili Yasin Aktay’ın Colani ile, yanına Mısır’daki Sisi rejimine muhalif İhvan-Müslüman Kardeşler Mahmud Fethi’yi de alarak paylaştığı pozunu eklemek gerek elbette. İhvan’ın, üstelik bir AK Parti yetkilisi tarafından Suriye’de “diriltilmeye çalışılmasının”, sadece Kahire’de değil, tüm Arap camiasında not edildiği kesin.
Şam’dan gelen fotoğraflı mesajlara İsrail’in popülist lideri Netenyahu’nun da “karşı hamlesi” de gecikmedi elbette; Netenyahu da, Esad’ın iktidardan düşmesinin ardından İsrail’in Suriye topraklarında işgal ettiği, ülkenin en yüksek noktası olan, Başkent Şam’a sadece 25 kilometre uzaktaki Herman Dağı’nda (Cebel el Şeyh) poz verdi. Suriye’nin bir Arap ülkesi olduğu düşünüldüğünde, Netenyahu’nun pozunun Arap dünyasına olası yansımaları hakkında yorum yapmaya gerek yok elbette.
Suriye’de iç savaşın çıktığı 2011 yılında AK Parti hükümetinin ilk adımı Esad yönetimine karşı ABD ile işbirliğine girmek olmuştu. “Eğit-donat” ile başlayan bu işbirliğinin nelere mal olduğunu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bizzat yaşadı, gördü, görmeye ve yaşamaya da devam ediyor.
Son yaşananlar gösteriyor ki, Ankara’nın Suriye’de daha önce yaptığı hataların Esad rejimi düştükten sonra da tekrarlanma ihtimali büyük...
-2019’da Türkiye’ye karşı gündeme gelen yaptırım tehdidinin ardından, Trump yardımcısını Ankara’ya göndermiş, AK Parti hükümetinin sınırötesi operasyondan vazgeçmesini sağlamıştı. Van Hollen-Graham açıklaması, şimdi aynı sürecin yeniden yaşanabileceğine ilişkin işaretler içeriyor.
-İhvan’ın, üstelik bir AK Parti yetkilisi tarafından Suriye’de “diriltilmeye çalışılmasının” sadece Kahire’de değil, tüm Arap camiasında not edildiği kesin. Şam’dan gelen fotoğraflı mesajlara İsrail’in popülist lideri Netenyahu’nun da “karşı hamlesi” de gecikmedi elbette…