Çin, artık tasarrufa değil iç tüketime önem verecek. Yani Trump’ın gümrük vergilerine cevap, aslında mart ayında açıklanan eylem planı ile gelmişti.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve Amerikan hegemonyasına dayanan dünya düzeni ortadan kalkıyor. ABD bugüne kadar uluslararası düzeni korumak adına, başta askeri olmak üzere, devasa harcamaları üstlenerek kendi koyduğu kuralların büyük ölçüde uygulanmasını sağlıyordu. Böylece çoğu ABD’de okumuş ve liberal toplumu savunan başka ülkelerin entelektüelleri, yine Amerikan fonlarından aldıkları paralarla yaptıkları konferanslarda Amerikan emperyalizmini sonuna kadar eleştirebiliyordu. Fakat Donald Trump, dün ilan ettiği gümrük vergileriyle “Biz artık eski dünya düzenini finanse etmeyeceğiz” demiş bulunuyor.
İşler iki ana sebeple Amerikalıların istediği gibi gitmedi. Birincisi, Afganistan ve Irak’a demokrasi getireceğiz diye girdikleri savaşlar çok pahalıya mal oldu. Sonra anladılar ki bu ülkelerin halklarının demokrasi gibi bir talepleri de yokmuş! İkincisi, ticaret yaptıkça demokratikleşecek diye düşündükleri Çin, ticaret yaptıkça güçlendi, ama demokratikleşmedi. Tam tersine alternatif bir model oluşturdu. Bu yeni modele “açık kaynaklı kalkınma modeli” deniyor. Gelin, inceleyelim.
Açık kaynaklı kalkınma modeli kavramının mucidi Profesör Zheng Yongnian. Kendisi Çin’in önde gelen sosyal bilimcilerinden. Uzun zaman Singapur’da hocalık yapmış. Şimdi Hong Kong Üniversitesi’nde. Ama üniversitenin Çin topraklarındaki Shenzen kampüsünde ders veriyormuş. Geçen hafta birçok global şirketin CEO’su Başkan Xi Jinping ile buluşmak üzere Çin’e gitti. Pekin, COVID-19 sırasında kovduğu yabancı yatırımcıları, özellikle de teknoloji yatırımcılarını, yeniden ülkeye buyur ediyor. Yongnian da açıklamalarını bu çerçevedeki konferansların birinde yapmış.
Çin, dünyanın fabrikası haline gelerek cari fazla verdi
Çin’in ekonomik kalkınma modelini birkaç safhada değerlendirmek mümkün. Çin, Deng Xiaoping’in liderliğinde 1978 sonrasında dünyaya açılmaya başlayınca hedefi ihracat merkezli büyümeydi. Serbest ticaret bölgeleri ve yabancı yatırım teşvikleri gibi adımlarla hızla “dünyanın fabrikası” haline geldi. Böylece çok fazla cari fazla verdi. 2008’de küresel kriz olup artık ihracatın aynı hızda büyüyemeyeceği ortaya çıkınca Çin Komünist Partisi ekonomik büyümeyi devlet teşviklerine dayanan yatırımlarla sürdürmeye karar verdi. Mesela bu dönemde dünyada üretilen çimentonun %60’ı Çin’de üretildi. Bugün Pekin’den Şanghay’a, aynı Ankara-İstanbul gibi, trenle dört saatte gidebiliyorsunuz. Sadece, Çin’deki mesafe üç kat daha uzun. Tabii ülkede bu yatırımların sonucu olarak hayalet kentler de ortaya çıktı. Aynı zamanda Çin elektrikli otomobil, güneş paneli ve batarya teknolojileri gibi birçok alanda dünyanın yıllık talebinden daha çok üretim kapasitesi inşa edip bu piyasalara egemen oldu. Çin Komünist Partisi, Mart 2025’te ilan ettiği “Tüketimi Teşvik Amaçlı Özel Eylem Planı” ile artık tüketim ile büyüyeceğiz diye karar verdi. Çin, artık tasarrufa değil iç tüketime önem verecek. Yani Trump’ın gümrük vergilerine cevap aslında bir ay önceden gelmişti.
Çin’de popülizm değil meritokrasi var
Açık kaynaklı kalkınma modeline geri dönelim. Profesör Zheng’in analojisi bu sene başında dünyayı sarsan Çinli DeepSeek firmasının geliştirdiği yapay zekâ modeline dayanıyor. Söylenene göre ChatGPT ayarında sonuçlar veren Deepseek yirmide biri maliyete geliştirilmiş. Açık kodlu olduğu için isterseniz telefonunuza da indirip kullanabiliyorsunuz. Profesör Zheng de bu modelden hareketle yaptığı konuşmada şunları diyor: Birincisi Batılıların kurduğu kurumlar artık size destek olmayacak. Bakın Trump USAID’i kapattı. Yarın IMF ve Dünya Bankası’na da desteği kesebilir. İkincisi, Amerikalılar doların uluslararası ödemelerdeki gücünü silah haline getirdi. Taraf olmadığınız çatışmalarda bile bankalarınız ya da şirketleriniz yaptırımlarla karşılaşabiliyor. Üçüncüsü, Batı ülkeleri demokratik olduğu için bugün dediklerini yarın yapmayabilirler. Bir söz verirler ama yasama organlarından geçmez. Başka söz verirler, mahkemeler iptal eder. Sonra bir bakmışsınız iktidar değişir. Çin’de böyle dertler yok. Sanki model telefonunuza indirmişsiniz gibi kontrolünüzde!
Peki, Çin’de ne var? Birincisi popülizm değil meritokrasi var. Türkiye’de 1999’da uygulamaya koyduğumuz KPSS’yi Çinlilerin 1500 yıldır yaptığını biliyor muydunuz? Çin Komünist Partisi’nde yükselmek için çok çalışmak ve çok iyi ilişkiler geliştirmek gerekiyor. Popüler bir şakaya göre, geleceği parlak Çinli liderler her gün üç ayrı akşam yemeği yermiş: Saat 18:00’de astlarıyla, 19:30’da üstleriyle, 21.00’de metresleriyle. Çin’i anlamak için 1,5 milyar kişiye yön verebilen bu meritokratik sistemi anlamak gerekiyor.
Peki, Çin’de ne yok? Profesör Yongnian’a göre, bir kere Çin hiçbir ülkenin iç işine karışmıyor. İşbirliği için şart şurt ileri sürmüyor. Tam da otoriter liderlerin güçlendiği döneme uygun bir tavır değil mi? İsmet İnönü ne demişti? “Yeni bir dünya düzeni kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini alır.” Bugün işte öyle bir zamandayız. Bu dünyada yerimizi almak için önce bu dünyayı anlamamız gerekiyor. Hâlâ Gümrük Birliği modernizasyonu tartışarak veya Carl Bildt’ten çok taraflı küresel politik ekonomi üzerine dersler alarak bu yeni dünyayı anlayamayacağımız aşikâr.